Ana içeriğe atla

Hint Şiirinde Erotizm

Mustafa Burak Sezer




Hindistan, Pakistan, Afganistan, Nepal ve Srilanka (Ceylon) gibi çeşitli Asya ülkelerinde büyükelçilik yapmış, Nobel ödüllü şair Octavio Paz’ın, Hindistan’da bulunduğu süre içersinde dikkatini çeken en önemli olaylardan biri de Hint edebiyatı, sanatı ve özellikle heykelciliğinde, dinle iç içe geçmiş erotizmdir. Paz’ın İspanyolca’ya çevirmiş olduğu bazı erotik Hint şiirlerinin, Paz’ın Maria-Jose’ye adamış olduğu şehvetli aşk şiirlerinde insiyaki ve ilhami bir etkisi olması muhtemeldir; özellikle “İki Bahçenin Öyküsü” (A Tale of Two Gardens*) adlı çalışmasında.
Paz’ın “Hindistan’ın Aydınlığında” (In Light of İndia**) adlı kitabının son bölümü genellikle Hint felsefesi ve açıklamasına adanmıştır; mesala bir Hristiyan ilk günahı ve kurtuluşu nasıl algılıyorsa, bir Hindu bunu aynı şekilde kavrayamaz. Hinduizmdeki geleneksel dört amaç: karma(1) hazzın egemenliği ve seksüel zevk almak; artha, maddi başarı ile alakalanmak; dharma ki ahlâkı, görevi, ailevi yükümlülük ve kastı simgeler; ve moksha, kendini bilme, ve varlığın zincirlerinden kurtulmakdır. Ölmekten ayrı, kasttan kurtulmanın tek yolu dünyayı terketmek ve bir yogi, kutsal bir itikâfçı(hermit)(2) olmaktır. Her ne kadar haz yaşamın bir gayesi olsada, arif olan kişi onu bir köşeye atar ve tefekkür(meditasyon) için perhiz(abstinence-zevk verici şeylerden kaçınma) ve münzeviliğin yolunu arar.İffet-namus, büyük savaş için mücadele gücü verir; yeniden doğuştan itibaren ruhu özgür kılarak yüce oluşla birleştirir.
1968’de Octavio Paz ve Marie-Jose görkemli heykelleri görmek için Bombay’a yakın olan Fil Adasına(Hindistan) tekrar gittiler—En soyut düşüncenin seksüel vücut bulması(incarnation)—hepsinden ziyade, Shiva(şiva) ve Parvati, iki ilahi çifti, sonsuz mutluluk vizyonunu görmek için. Paz, “Sanki o an kendimizi terkediyorduk!” der...
Paz’ın epik şiiri Güneştaşı(Sunstone)’ndan Hindistan’da yazdığı diğer şiirlerine kadar, şiirlerindeki silsile, şiirinin gücünü göstermiş, sanatı büyüleyici imgelerin bolluğuna ulaşmıştır. Paz, şiiri bir keresinde, “Erotizmin dili” olarak adlandırmıştır.

Hisdistanlı meşhur kadın şairlerden Kamala Das’ın şiirlerinde erotizmin çok renkli motifleri vardır. 1934’te Kerala’da doğan şair 1999’da Müslümanlığı seçmiştir. (bknz. Müslüman olduktan sonraki Diğ. Adı: Kamala Surayya) Şiirin yanında, resim, roman ve politikayla da meşgul olmuştur. Şiirleri daha çok kadın ve çocuk problemlerini işler. İlk şiirlerini, kocası ölene dek, ailesi uyuduktan sonra sabaha kadar mutfak masasında yazdığını biliyoruz. Fakat Kamala Das’ın başarısında kocasının desteği göz ardı edilemez.
Kamala Das’ın keşfine göre kadınların ihtiyacı erotizm yada erotik ilgidir. Ayna(The Looking Glass) ve Torunlar(Descendants-1967) adlı şiirlerinde, kendini şehevi aşk içinde kaybolmayı arzulayan kişinin halleri işlenmiştir. Şiirin hikâyecisi kadınlara, “Seni ne kadın yapıyorsa/ onu erkeğine ver” diyerek kadınları kışkırtır. Toplum neyi kirli göstermiş, neyi tabu saymışsa, aksine tüm bunlar Kamala’ın şiirlerinde erkeğe verilmesi gereken şeyler olmuştur. “Memelerin arasındaki misk teri / adet kanının sıcak şoku...” Das’a göre sevilen erkekten saklanmamalıdır. Şairin gözünde aşk, bu tür bir koşulsuz dürüstlükle tanımlanmalıdır. Bir kadın, “Aynanın önünde erkeğinle çırılçıplak dikil”’meli ve aşığının onu olduğu gibi görmesine izin vermelidir. Benzer şekilde, hatta kadın, “Sarsıla sarsıla o / İşer” gibi aşığının “Ayrıntılara düşkünlüğü”’nün kadrini bilmelidir. Hatta eğer bir gün kadın “Erkeksiz” yaşamak zorunda kalırsa, Das kendini korumak için, şehevi arzuları frenlemenin taraftarı değildir. İtidalli ve sade aşk, hiçte gerçek aşk gibi görünmez; yalnızca aşka tamamen dalma, bu tecrübeyi doğrulayabilir. Antik Tantrik(Tantric) sanatının yaratıcıları gibi, Das insan formunun kösnüllüğünü gizlemek için hiçbir teşebbüse girişmez; onun işleri aynı zamanda tehlikelerini kabul ederken, gerilimin keyfini kutlar görünür.

Hadımlıların Dansı(3)

Hadımlılar gelmeden önce hava sıcaktı, çok sıcaktı
Geniş etekleri döne döne dans ettiler, zilleri görkemle çarpıştı;
ve halhalları şıngırdıyor, şıngırdıyor, şıngırdıyor...
Gulmor’un ateşi altında, uzun belikli saçlarıyla uçuyor
Kara gözleri parlıyor, dans ettiler ve dans ediyorlar
Oh! Kanayana kadar dans ettiler...
Yanaklarında yeşil dövmeler, saçlarında yaseminler vardı
Bazıları esmer ve bazıları oldukça kumraldı
Sesleri kekre, şarkıları melonkolikti;
Ölen aşıklarının ve yahut doğmamış çocuklarının şarkısını söylediler...
Bazısı kösünü(^) dövdü, diğerleri perişan göğüslerini
Ve boş bir esrimeyle kıvranıp, inlediler.
Uzuvları ince ve kuruydu; yarı yanmış cenaze odunları gibi
Kuraklık ve çürümüşlük hepsinin içindeydi.
Kargalar bile ağaçlarda sessizdi, ve gözleri irileşmiş çocuklar hareketsiz;
Hepsi bu fakir yaratıkların ıspasmozunu izliyordu
Gök-yüzü çatırdadı sonra, şimşek çakarak parladı
Ve yağmur; içinde toprak kokan etsiz bir yağmur
Kertenkelelerin ve farelerin sidiği ve tavan araları...

(^) Kös; yuvarlak bir kasnağın bir veya iki yüzüne sıkıca deri veya deriye benzer bir şey gerilerek el veya tokmakla çalınan bir müzik âleti.

Sürfeler(4)

Ban nehrinde günbatımı, Krishna (Krişna)
Kadınıyla son kez sevişerek onu terketti...

O gece kocasının kollarında, Radha
Çok ölü hissetti.
Krishna,
“Sorun nedir, öpücüklerimden rahatsız mı oluyorsun aşkım?”diye sordu.
Radha,
“Hayır, hiçte değil; ama düşündüm ki
Bir kadavdayı bir sürfe ısırırsa ne olur?”
dedi.

Taş Çağı(5)

Düşkün koca, kadim yerleşimci kafamda,
Yaşlı şişman örümcek, şaşkınlığın ağlarını örüyor.
Nazik ol! Beni bir kuşun kayasına, bir granite çevirdin
Kumru, etrafımda pejmürde bir oda kurdun
Dalgın okurken, yüzümün girintilerini okşadın.
Yüksek sesle konuşarak, sabahın köründe uykumu bereledin.
Rüya gören gözümün içine parmak soktun.
Ve hala, hülyalarımda, güçlü adamlar gölgelerini savurur.
Onlar benim Dravidian(^) kanımın çalkantısında beyaz güneşler gibi batar,
Kutsal şehirlerin altından sular gizlice akar.
Sen gittiğinde, hırpalanmış mavi arabamı daha mavi denizlere sürerim
Kırk patırtılı merdiveni koşarak, başkasının kapısını çalarım.
Komşular izlese, gözetleme delikleri olsa bile
Benim geldiğimi ve yağmur gibi gittiğimi görürler.
Sorun bana hepiniz; sorun bana
O bende ne bulur? sorun bana; Onu neden bir aslan, bir hovarda diye çağırırlar?
Sorun bana;
Kasıklarımı kavramadan önce, neden elleri kakuletalı bir yılan gibi yalpalanır?
Sorun bana;
Neden o devrilmiş büyük bir ağaç gibi, göğüslerime yığılır?
Ve uyur.
Sorun bana; neden hayat kısa ve aşk hala daha kısa?
Sorun bana; mutluluk nedir, fiyatı nedir...

(^) Dravidian: Hindistan’da bir ırk.

Kamala Das muhtamelen Hindistanlı kadınların seksüel arzularını açıkça ve dürüstçe konuşan ilk kadındır ki bu onu kendi kuşağının bir nevi put-kıranı yapmıştır. Das’ın ilk şiir kitabı “Summer In Calcutta”(Kalküta’da Yaz) umut verici bir çalışmaydı. Das, başlıca aşk, aşkın hıyanetleri, ve ıstıraplarını yazdı; ve 1965’te Hindistanlı okurlar Das’ın seksüel temalar hakkında ki samimi ve masumiyane duruşuna sempatikçe yanıt verdiler. Hindistanlı kadın şairlerden hala, sonsuz genç-kız fantazileri ve kansız, karşılıksız aşk hikayeleri yazmaları beklenirken, Das aklının ve bedeninin özgürlüğü için, teklif edilmiş arkaik, bir şekilde sterilize edilmiş estetizmin mutlaklığını terketti.
Das’ın şiirlerinde aradığı, şehvetini hiç yitirmeyen bir aşktır. 1984’te Das’ın adı, Marguerite Yourcenar, Doris Lessing ve Nadine Gordimer ile birlikte Nobel Ödülü aday listesine alındı. Bununla birlikte Asya ve Avrupa’dan aldığı birçok ödülünde sahibidir.
1976’da yayınladığı otobiyografisi, “My Story” (Kendi Hikâyem) halk arasında ve edebiyat çevrelerinde büyük bir curcuna yarattı. Kamala Das’ın seksüel maceralarını okuyanlar şok olmuştu.
Kitabında kendisini, “Aşk için hazır” “Cinsel ziyafet için olmuş” biri olarak tanımladı. Das’ı hakaret dolu uzun gösteriler ve protestolar bekliyordu. İnsanlar Das’ın seksüel fantazilerini birer gerçek yaşam keşfi olarak algıladı. Birçoğu için Kamala “Kötü” bir kadındı. Bununla birlikte bu olaylar, Das’ın edebi cazibesini etkilemedi.
1980’lerde başka bir maceraya atıldı—amatör sanatla uğraştı, en çokta çıplak kadınlarla. İlk nü tablosunu sergilediğinde, “Çıplak kadın bedenini dünyanın en harika şeyi olarak buldum.” diye bir demeç verdi.

Ritikavya veya Ritismagra Kavya döneminde, Hint edebiyatında erotik elementler egemen oldu. Bu çağın Riti(“Usûl” anlamına gelir) dönemi olarak adlandırılmasının sebebi, bir sanat dalı olarak teoriksel veçheler ve usûllerle şiir yazımının, geleneksel formları izleyerek, şiirin formlarını ve teoriyi tamamen geliştirmesidir. Fakat şiir teorisi üzerine yapılan bu vurgu, tedricen yozlaşmaya başlamış Bhakti hareketi ve şiirinin içeriğinde ana etken olan Şiirin Heyacanlandırıcı Çehrelerini zayıflatmıştır.
Bhakti Yug’un Saguna Okulu, fetret döneminde Bhakti ve Reeti bölgelerinin farklı yerlerinde iki okula ayrıldı: Raama Bhakti ve Krishna Bhakti. Reeti Bölgesinde yer alan bir çok çalışma Krishna Bhakti sancağının altında dikildi; fakat Dualistik(çift taraflı) Yüce Oluş’a adanmış safi formlardan, felsefik içeriğe yönelen çalışmalar, daha çok Krişna’nın hayatının Shringaric(Şiringarik) veçhelerinin erotik tasvirleri, Krişna’nın Leela’sı(Lila), Braj’da, Gopis’le olan şeytanca muziplikleri ve Radha’nın(Krişna’nın hükümdar karısı) güzelliğinin fiziksel/şehvani çehrelerinin tasvirleri doğrultusunda, ziyadesiyle dejenere olmuştur. Bihari Ghananand Das’ın şiiri bu doğrultudadır. Bu çağın en şöhretli kitabı, Bhakti(Adanma) duaları, Neeti(ahlâksal yol) ve Shringaar(aşk) temalarının bir koleksiyonu olarak, Şair Bihari tarafından yazılan Bihari Satsai’dir. 1857’de İngiliz Batı Hindistan Şirketi(British East Indian Company) Kalküta’da Fort William Kolejini kurdu. Kolej müdürü John Gill Christ, Hint ve Urdu dilinde yazmaları için profesörler kiraladı. Bu kitaplardan bazıları: Lallu Lal tarafından yazılan Prem Sagar(veya Prem Sagur), Sadal Mishra’nın Naasiketopaakhyan’ı, Delhi’li Sadasukhlal’ın Sukhsagar’ı, ve Munshi Inshallah Khan’ın Rani Ketaki ki kahani’sidir.

Hint antik zamanlarının Sanskrit şairleri erotizmi şiirlerinde bolca işlemişlerdir. Sanskrit erotik şiiri seksüaliteyi herhangi bir suçluluk duygusuna kapılmadan nazikçe işler; şehvet ve arsız gülüşler erotik şiiri diğer dillerde şımartmıştır—Bu özellikle İngiliz dilinde belirgindir. Sanskrit şairler heyacan verici durumlar ve duygularla ilgilenir.

“Utangaç aşık, manevraları yüzünden neredeyse bayılacak
Dopdolu verip, aşkı alışında,
Birdenbire bütün görevini tamamladı.
Onun daha cüretkâr olan damı,
Şehvetinden zayıf düştü.
Kıvranıp, çığlık atarak yüzünü öbür yana çeviriyor
Gözlerini kaçırarak, bakışları
Hayal kırıklığıyla parlıyor.” (Ingalls)


Natyashastra, ya da “Drama El Kitabı” (Handbook of Drama), parlak, kutsal, ihtişamlı yada güzel olan herhangi birşeyin Erotik Rasa’ya ait olduğunu söyler. Jayadeva, aşk tanrısını, tanrı için olan aşkı, genç Krishna’nın sığırtmaççı kızlara olan aşkıyla tanımlar. Sanskrit şiiri bir aşk şiiridir, ve Sanskrit şiiri, Hint yerli dillerine, Kabir’e, Tagore’a ve İndik Güneybatı Asya’ya tat getirmiştir. Rig Veda, aşkın dünyaya yaşayan bir canlı olarak geldiğini söyler, ve aşk kendini ifade edebilmek için kelimeleri bulmuştur…



Aralık-2006-İslamabad
m.buraksezer@gmail.com



Kaynakça:
1-One Nation Under Many Gods, By RALEIGH TREVELYAN
2-Sarang Shidore, An Article on Octavio Paz (India)
3- Eunice de Souza, Ed. Nine Indian Women Poets. Delhi: Oxford University Press, 1997.
4- Raveedran, P.P. "Text as History, History as Text: A Reading of Kamala Das' Anamalai Poems." Journal of Commonwealth Literature 29n2 (1994)
5-"http://en.wikipedia.org/wiki/Hindi_literature"
6- Otto Steinmayer: Classic Ground, In the beginning was the word, (New Straits Times, October-2- 1991.
7- Daniel Ingall's translation of Vidyakara's Treasury by Harvard University Press

(1) Karma: Hinduizm ve Budizm’de karma; kader belirleyici güç; bir insanın dünyaya herhangi bir gelişinde yaptığı şeylerin yarattığı ve bir sonraki gelişindeki yaşamını etkileyecek olan güç. Kader, talih, insanın davranışlarından kaynaklanan şans. (Longman-Metro Büyük Sözlük)
(2) Hermit: İtikâfçı: dünya işlerinden vazgeçip yalnız başına yaşayan, vaktini ibadetle geçiren kimse. / Münzevi.
(3) The Dance of the Eunuchs (from Summer in Calcutta)1965 By Kamala Das
(4) The Maggots (from The Descendants)1967 Kamala Das
(5) The Stone Age (from The Old Playhouse and Other Poems) 1973 Kamala Das

* A TALE OF TWO GARDENS, Poems From India 1952-1995, By Octavio Paz,.Edited and translated by Eliot Weinberger. 111 pp. New York: New Directions. Paper.
** In Light of India, By Octavio Paz, Translated by Eliot Weinberger. 209 pp. New York:
Harcourt Brace & Company.

Mor Taka Şiir ve Kent Kültürü Dergisi
Ocak-Şubat-Mart / 2007 / Sayı 7

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İngiliz Romantik Şiiri Üzerine Birkaç Söz

Mustafa Burak Sezer
İngiliz Romantik şiirinin William Shakespeare'la başladığı kabul edilir, fakat bu akımın şiirde hakiki bir akım olması, ya da Romantizmin şiirde ikinci kez dirilmesi, William Wordsworth, Coleridge ve Robert Southey'le yaşanmıştır ya da başlamıştır. Bu şairlerin Romantik akımı oluşturmasında 1783'te İngiltere'nin emperyal zulmüne karşı Kuzey Amerika'da cereyan eden Amerikan İhtilali ve akabinde 1789'da emperyal kraliyet sömürge rejimine karşı meydana gelen Fransız İhtilali'nin büyük etkisi olmuştur. Kral Louis'in karısı Kraliçe Mary Antoniette'nin bilindik sözü meşhurdur, "Eğer insanların yiyecek ekmekleri yoksa, müsade edin kek yesinler". Fransız İhtilali başladığında William Wordsworth Paris'te yaşıyordu ve 19 yaşındaydı. Fransız İhtilalinin etkisi, Wordsworth'un "Prelud" (prelüd, peşrev, giriş) adlı şiirinin ilk stanzalarında açıkça görülür.
Romantik şairler sentimental olarak, Fransız İhtilalinin ge…

Henry Fielding'in Joseph Andrews'u Üzerine Birkaç Not

Mustafa Burak Sezer
Fielding, İngiliz romanına getirdiği realistik açılımla, İngiliz romanının babası olarak kabul edilir. Her ne kadar John Bunyan'ın The Pilgrim's Progress'i ve Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe'su edebiyat tarihçileri arasında asırlardır ilk roman babında bir tartışma konusu olsa da, İngiliz edebiyatında ilk yazılan roman cumhur gözünde Fielding'in çağdaşı Richardson'ın Pamela'sıdır. Richardson ve Fielding 18. yüzyılın ikinci yarısında aynı zam anda İngiltere'de "Age of Dr.Johnson", -Dr. Jonhson Çağı- olarak adlandırılan zaman diliminde yaşamıştır.
Richardson, Fielding'in aksine sürekli moral üzerine ahlak dersleri vererek, didaktik romanlar yazar. İlk roman olarak kabul edilen Richardson'un Pamela'sı epistolarik (mektup biçimsel) roman türünde kaleme alınmıştır. Tamamen moral kaygılar güden Richardson, Pamela'sını erdemli ve iffetli bir kadın olarak portreler. Büyük bir malikanede hizmetçilik yapan genç v…

Hızlı konuşan kadın