Ana içeriğe atla

İngiliz Romantik Şiiri Üzerine Birkaç Söz


Shakespeareİngiliz Romantik şiirinin William Shakespeare'la başladığı kabul edilir, fakat bu akımın şiirde hakiki bir akım olması, ya da Romantizmin şiirde ikinci kez dirilmesi, William Wordsworth, Coleridge ve Robert Southey'le yaşanmıştır ya da başlamıştır. Bu şairlerin Romantik akımı oluşturmasında 1783'te İngiltere'nin emperyal zulmüne karşı Kuzey Amerika'da cereyan eden Amerikan İhtilali ve akabinde 1789'da emperyal kraliyet sömürge rejimine karşı meydana gelen Fransız İhtilali'nin büyük etkisi olmuştur. Kral Louis'in karısı Kraliçe Mary Antoniette'nin bilindik sözü meşhurdur, "Eğer insanların yiyecek ekmekleri yoksa, müsade edin kek yesinler". Fransız İhtilali başladığında William Wordsworth Paris'te yaşıyordu ve 19 yaşındaydı. Fransız İhtilalinin etkisi, Wordsworth'un "Prelud" (prelüd, peşrev, giriş) adlı şiirinin ilk stanzalarında açıkça görülür.
Romantik şairler sentimental olarak, Fransız İhtilalinin getirdiği idealleride kullanarak çağa ve sanat anlayışına karşı taarruz yapmışlarıdır. Yani bu çerçeveden, Amerikan ve Fransız İhtilali Romantik Akımın oluşmasını hazırladı diyebiliriz. Zaten bundan önce de Fransız feylosof Jean Jacque Rousseau'nun (özellikle, "The Social Contract-Sosyal Kontrakt" ve "Emile" adlı çalışması meşhurdur.) fikirleri Amerikan ve Fransız İhtilalinin gerçekleşmesinde ilham kaynağı olmuştu. Rousseau, "İnsan özgür olarak doğmuştu ve şimdi her yerde zincirlere bağlı yaşıyor." der. Ya da, "Senin özgürlüğün, komşunun burnunun başladığı yerde biter." der. Sosyal Kontrakt'ta, "İnsan toplumla bir kotrakt yaparak yaşar" der. Bu eserin ana temasıdır. Amerikan ve Fransız İhtilali hemen hemen aynı ideallere sahiptir ki bunlar:
1- Hürriyet, (Liberty)
2- Cemiyet(kardeşlik birliği), (Fraternity)
3- Eşitlik. (Equality)
Yani mazide ya da o zaman ki çağda oluşan düşünceler sonra ki ya da çağdaşı olan düşünceleri etkileyerek yeni ve farklı akımların yapılanmasına vesile oluyor.
Shakespeare'in yaşadığı dönemdeki ilk romantikler, hayal gücünü ve imgeyi ikinci romantikler gibi kullanıyordu. Bu açıdan iki akımın ortak noktası budur diyebiliriz. Zaten ikincisine Age of Revival of Romanticism (Romantisizmin Yeniden Doğuşu ya da Canlanışı) diyoruz.
Romantik Şairlerin Reaksiyon Gösterdiği Kurallar
Buna tabular da diyebiliriz ki, bu şairler, bir takım çevreler tarafından belirlenen kurallara rest çekmişler ya da reaksiyon göstermişlerdir, ki bunlar:
-- Kraliyet Ailesi tarafından yazarlara dikte ettirilen bazı kurallar,
-- Dolaysızlık ve kesinlik kuralları,
-- Heroic Couplet(beşlik ölçüde destan beyiti) ve Closed Couplet formlarının şiirdeki aşırı zulmedici baskısı,
-- Sebeblere ve mantığa bağlılık,
-- İmgenin, hayal gücününün kullanımdaki benzerliği, farksızlık, tek tiplilik, v.s.
Romantik Şiirin Bazı Karakteristikleri
-- Hürriyete olan muhabbet,
-- Bireysellik,
-- İmgeye, hayal gücüne olan muhabbet,
-- Closed Couplet'te özgür hareket,
-- Yalınlığa ve doğallığa olan muhabbet,
-- Saraylı ya da aristokrat değilde, sıradan, avam insanın, kırsal kesim diline olan muhabbet,
-- Blank Verse (uyaksız, kafiyesiz şiir)'in kullanımı,
-- Kent yaşamından uzaklaşarak, doğanın ve yalnızlığın farklı fenomeninden hoşlanma, haz alma,
-- Şehir insanından ayrılarak, doğaya, yalnızlığa odaklanış,
-- İdealizm sevgisi,
-- Mazinin nostaljisini ve geleceği düşünmek, ama şimdiyi değil,
-- Melânkoli (John Keats'in Ode on Malancholy şiiri meşhurdur, bu şiiri Gazel-i Malânkoli başlığıylaTürkçeye çevirdim.)
-- Subjektivite, öznellik / dominant, egemen kişilikten ayrılış,
Karakteristik olarak ilk romantik şairler kuşağı, Wordsworth, Coloridge, Southey ile üçüncü ve son cenerasyonu Byron, Shelly ve Keats arasında bir takım farklar da vardır. Byron, Shelly ve Keats ilk kuşak şairleri gibi Fransız İhtilalinini tastik etmemişlerdir mesela. Onaycı şair değillerdir.
Wordsworth, Coleridge ve Southey "Lake Poets" -Göl Şairleri- olarak çağrılır. Bunlar zamanlarının ekserini göl kenarlarında geçirmişlerdir.
Romantik Çağın Canlanışı şairlerini, ya da romantik şairleri, periyodik olarak şöylece üç grupta sıralayabiliriz:
-- 1798-1806 arası: Wordsworth, Coleridge, Southey,
-- 1806-1816 arası: Scott, Campell, Moor (bunlar "intermediary poets" mutavassıt şairler olarak adlandırılır.)
-- 1816-1824/26 arası: Lord Byron, Shelly ve John Keats.
Tabi Romantik Çağın oluşmasını, ya da bu zemini hazırlayan "Transitional Poets" - geçiş-intikal şairleri- var birde. Bu şairler, "The Precursors of the Romantic Age" -Romantik Çağın Müjdecileri- olarak da adl andırılıyor. Dr. Johnson, "Vanity of the Human" (İnsanın Kibri) ile toplumcu şiirini imler, ayrıca Vishes ve London şiirleri var, Goldsmith'in "The Deserted Village" (Terkedilmiş Köy)'ü melânkoliktir, tabiatı bir sahne gibi sunar. Bu açıdan Romantikliğin bazı karakteristiklerinin primitiv özelliklerini bünyesinde taşıyor. Fakat Dr.Johnson her ne kadar çağa adını sağlam harflerle yazdırmışsa da, şiirinden çok eleştirmenliği sebebiyledir bu. Bunun yanında dramacılığı da vardır. Goldsmith şairden daha çok bir dramatist, oyun yazarıdır. Çağın, Sheridan'la birlikte en iyi iki dramatistinden biridir. Rom anda yazmıştır.
İntikal şairleri arasında daha çok, James Thomson, William Collins, Thomas Gray, William Cowper, Robert Burns, William Blake, James Macpherson, Thomas Chetterton'u zikredebiliriz. Her ne kadar bu intikal şairlerinin -ki bir çoğu Dr.Johnson döneminde yaşamıştır,- şiirlerinin temaları romantik olsa da, stilleri, teknikleri ve kullandıkları dil neo-klasik okuldan gelir.
-- James Thomson'ın "The Seasons" -Mevsimler- adlı şiiri en popüler olanıdır. Bu şiirle neo-klasik düşünceyle ilişkisini kırdığı görülür.
-- William Collins, "The Oriental" -Şarklı- şiirinde doğulu imgeler kullanır, "Eclogues(eglog, çobanlık şiiri), "Ode to Fear"(Gazel-i Ölüm), "To Passion"(Sevdaya), bu şiirlerinde objektif ol andan subjektif olana doğru bir kayış vardır ki bu da Romantiklerin karakteristiklerindendir.
-- Thomas Gray'ın, "Elegy Written in the Country Churchyard" (Taşra Klisesinde Yazılan Mersiye) çok meşhur bir şiirdir. Heroic couplet formuyla yazılmıştır. "The Bard" (Ozan) bir tür avantgard şiirdir. Bu da romantiklerin kraliyet ailesinin dikte ettirdiği kurallara vesair şeylere karşı çıkması gibi bir çıkışla romantiklere yaklaşır.
-- James Macpherson'ın "Works of Ossian"ı yine tabiat şiiri olmasıyla romantiktir.
-- Robert Burns, İngiltere'nin bugüne kadar yetiştirdiği en büyük şarkı sözü yazarıdır, "Cotteras' Saturday Night"(Koteras'ın Cumartesi Gecesi), "To a Mouse"(Bir Fareye) ve "To a Mountain Daisy"(Dağ Margariti'ne) meşhur şiirleridir.
-- William Blake, intikal şairi olmasına rağmen, çoğu zaman adı romantik şairler arasında zikredilir. Şiirlerinde malânkoli, mistisizm ve romantizim içkindir. En ünlü şiirleri, "Songs of Innocence(Masumiyetin Şarkıları) ve Songs of Experience(Tecrübenin Şarkıları)"dır.
"O little lamb who made thee?" -O küçük kuzu seni kim yarattı?- derken buradaki "kuzu"(lamb), yalınlığı, zayıflığı, Tanrıya hürmeti ve erdemi ima eder. (Songs of Innocence'ten)
"Tiger, tiger, burning bright" -Kaplan, kaplan, tutuşan aydınlık!- buradaki kaplan(tiger), şiddeti, gücü, ahlâksal çöküntüyü, olgunluğu, gençliği ve meteryalizmi ima eder. (Songs of Experience'den.)
William Blake intikal şairleri arasında ilk Romantik şair olarak kabul edilmiştir.
-- William Cowper, fakir bir şairdi. En ünlü şiirleri, "The Task(Görev) ve "On the Receipt of My Mother's Picture"(Annemin Resmini Alışım Üzerine)dir.
-- George Grabbe, meşhur romantik şiiri, "The Village" -köy-dür.
-- Thomas Chetterton, en meşhur çalışması, "Rowley Poems" -Rowley Şiirleri-dir.
İntikal(geçiş) şairleri neo-klasik düşünceye ve şiire karşıydı. Bu düşünce, "Pseudo-Classical School of Thought" - Pseudo(uydurma)-Klasik Düşünce Okulu- olarakta anılır. İntikal şairleri bu düşünceye karşı olarak kaldılar ve zaman zaman William Blake ile Thomas Gray'in adı Romantik şairler arasında zikredildi.
-- 1783'te Amerikan İhtilali gerçekleşti;
-- 1789'da Fransız İhtilali oldu;
-- 1798'de Wordsworth ve Coleridge'in "Lyrical Ballads" -Lirikal Baladlar-ı yayınlamasıyla İngiltere'de Romantizim başladı.
Nopelean Bonapart, Fransız İhtilalinin akabinde(1789), 1815'te Waterloo Savaşında yenilinceye kadar, hemen hemen Avrupa'nın her yerinde savaştı; İngilizler Napolyon'u St. Helena Adasına hapsetti, zaten orada da öldü. Başlangıçta Fransız İhtilali ile büyülenen Göl şairleri (lake poets=Wordsworth, Coleridge, Southey), Napolyon'un bitip tükenmeyen savaşlarından sonra Fransız İhtilaline karşı öfke duymaya başladılar.
Neo-Klasikler ve Romantikler
18. yüzyıl neo-klasikleri ve romantikleri bir arada barındırmıştır. Felsefede, sistem felsefesi kuranların kendilerinden evvelkileri reddetmesi ve yalanlaması gibi, romantiklerde neo-klasik düşünceye cephe almış, meydan okumuştur.
Neo-klasikler edebiyatın çok sert olduğu dönemi, Kral Agustus(asıl adı Octavia'dır) zamanını örnek alıp, izlemişlerdir. (Roma İmparatorluğu Kral Agustus dönemi, 2.Yüzyıl A.D). Mesala misantropist ve ırkçı olan Jonathan Swift, eserlerinde Cicero'nun üslûbunu kopya etmiştir. Şair ve münekkit John Dryden, 17. yüzyılda Romalı büyük şair Vergil'in Aeneas ya da Aeneid'ini İngilizceye çevirir, ardından Alex andre Pope 18. yüzyılın ilk yarısında Grekli epik şair Homer'ın İlliad'ını ve Odssey'ini İngilizceleştirir. Romalı Cicero, Horace, Ovid, Plutarch gibi isimler neo-klasikçilerin örnek aldığı ve öykündüğü isimlerdir. Neo-klasik dönemin John Dryden ile başladığı, ve Alax andre Pope ile Dr. Johnson'un elinde mükemmelleştiği kabul edilir.
Neo-Klasik Dönemin Karakteristikleri
-- Sebebleri, duygulara tercih eder,
-- Yazarlar grift bir üslûpla yazmazlar,
-- Toplum içindeki insan, yalnız, inzivaya çekilen insana tercih edilir,
-- Tabiat konseptti, insanın kozmostaki tecrübelerinin onu yerleştirdiği konumla ilgilidir,
-- Dil, şiir ve uyak kurallarına sert biçimde uyulur,
-- Kadim klasikler, Greko Romen ustalar, tam olarak takip edilmeseler dahi saygı duyulur/onurlandırılırlar,
-- Şiir, nesir, drama sosyal re formasyon için kullanılır, küçük düşürür ve hicveder, öznel duyguların ifadesini sunmaz.
-- Şiir, nesir, drama 18. yüzyıl neo-klasiklerinde objektiftir.
-- Odak noktası her şeyde insandır
-- Tanrıyla, insan yer değiştirmiştir (buna "Age of Reason" olarak kodlanan (Sebebler Çağı-18.yüzyıl) aynı çağında, Tanrıyla bilimin ve sanatın yer değiştirmesi de diyebiliriz)
-- Kahve evleri ve meyhaneler şair ve yazarların toplandığı ve fikir teatisi yaptığı yerlerdir.
Ayrıca Demokrasi Restorasyon Çağında (18.yüzyıl) neo-klasiklerin ağır bastığı zamanda İngiltere'ye gelmiştir. Bu zamanın iki modası vardır. 1- At yarışları ve 2- Kahvehaneler. 18. yüzyılda İngiltere'de 200'ün üzerinde kahvahane açılmıştı. Restorasyon Çağı, ya da neo-klasik dönem ayrıca, Sebebler Çağı, Klasik Çağ, Agustus Çağı, Nesir Çağı, Pope ve Jonhson Çağı, Heroic Coupletler Çağı, Resim Çizme Çağı, Kraliçe Anne Çağı olarakta adl andırılır. Tabi konumuz romantikler olduğu için neo-klasikler üzerinde çok fazla durmuyorum.
-- Neo-klasisizm, kuralların esareti altındadır; kent şiiri, topluluk şiiri yazarlar. Mekanik, realistik, metaryalistik, iğneleyici(vitriolic), sabit fikirli(obsessive) ve yericidirler(satiric).
-- Romantik şiir, tabiat şiiri yazar, özgürlüğe düşkündür, tabiat üzerine idealisttir, "amorous of the far" -uzağın aşığı-dır. Şimdiki zamanın şiirini değil, geçmişin nostaljisini ve geleceğin şiirini yazar.
Romantik Şairler Hakkında Birkaç Söz
-- Shelly, Oxford mezunu olup, ateistti, entelektüel güzelliğe tapınmıştır. Ayrıca bir gotik roman örneği olan "Frankenstein", Shelly'nin karısı Mrs. Shelly tarafından yazıldı. Gotik roman kulland ığı serbest hayal gücü ile romantisizmle benzeşir.
-- Wordworth, panteistti, yani Tanrıyla evrenin aynı şey olduğuna, bir bütün olduğuna inanırdı, bu sebeble şiirlerinde açıkça doğaya taptığı görülür; bir açıdan İbni Arabi ve Hallacı Mansur kanalından gelen "vahdedi vücutçu" anlayışa yaklaşıyor diyebiliriz! Nitekim Tanrıyı inkar etmezdi.
-- John Keats, Tanrıya duyularıyla ulaşır.
-- Wordsworth, tabii tecrübelere göre hareket etti.
-- Coleridge, süpernatual olanı, doğa üstü olanı baz aldı.
-- Coleridge, Wordsworth'tan daha realisttir.
-- Bazı eleştirmenler, "Wordsworth'u ters-yüz edip baş aşağı sallandırırsanız Coleridge'i elde edersin" der.
-- Coleridge, cansız, sabit bir dünya fikrine inanır; ve ona göre şair, bu sabit ve cansız dünyayı demler, onu süpernatural, doğa üstü imgeyle canlandırır.
-- Wordsworth tabiatı tinselleştirir,
-- Keats tabiatı tasavvur eder,
-- Shelly, tabiatı entellektüelize eder, akla dayandırır.
-- Romantik şairler arasında yalnız, tek olan bir denominatör/payda yoktur. Hepsi bireyseldir.
-- Coleridge'in en meşhur şiirleri "Kublakhan" ve "Christabel" "opium" (afyon) çekilerek yazılmıştır. 18. yüzyılın nesir yazarı ve eleştirmen De Quincey'de, opium içerek yazardı. Kendi biyografisi, "English Opium Eater" -İngiliz Afyon Yiyicisi-ni yazmıştır.
-- Romantik şiirin özünde yalnızlık, inzivaya çekilmek, toplumdan uzaklaşmak vardır. Wordsworth yalnız yaşayan bir adamı anlatan "The Recluse" (Münzevi)'yi yazmıştır. Neo-klasik şiir ise kalabalıktır, toplumcudur. Wordsworth daha sonra "The Recluse" adlı şiirini "Prelude" (prelüd) olarak değiştirir. Daha sonra kendisinin meşhur biyografisi olur bu. Wordsworth, "Literature is an organic whole, having unity of expression as well as unity of impression." -Edebiyat, izlenim/tesir bütünlüğüne sahip olduğu kadar, ifade bütünlüğüne de sahip olan organik bir bütündür.- der.
-- Wordsworth'ta tabiat ana temadır, daha çok doğa şiirleri yazar. "Lucy Poems" *Lucy Şiirleri- Lucy adı altında farklı beş şiirden oluşur. Lucy sembolik bir genç kadındır, doğayı simgeler. Wordsworth'a göre doğa daima nazik ve cana yakındır. Önce Coleridge buna itiraz eder. Daha sonra 19. yüzyıl Victorya Dönemi şairi Tennyson, tabiat ilhamını kullanarak, "In Memorium" ve "Red in tooth and claw" -Dişi ve Pençesi Kırmızı- adlı şiirlerini yazar. Wordsworth'un aksine Tennyson, doğanın her zaman nazik ve cana yakın olmadığını, zaman zaman bize felaket, sel ve depremleri getirdiğini söyler.
-- Wordsworth'un bazı şiirleri: "The Two April Mornings"(İki Nisan Sabahı), "We Are Seven"(Biz Yedi Kişiyiz), "Solitary Reaper"(Yalnız Orakçı/Irgat), "The Prelude", "Resolution and Independence"(Direşkenlik ve İstiklal), "Michael" ve "Head-Gather"(Kafa-toplayıcı). Ayrıca soneleri: "Milton" ve "The World is Too Much With Us"(Dünya Uzun Zam andır Bizimle). -Bu şiiri Türkçeye çevirdim-
-- Coleridge, Wordworth'u eleştirdiği, ve şiir üzerine düşüncelerini sunduğu "Biografia Literaria" adlı kitabında, "Willing suspension of disbelief" -imansızlığın ertelenme arzusu- fikrini ortaya sürer. Meşhur şiirleri: "The Rime of Ancient Mariner"(Kadim Denizci Uyağı), "Christabel", "Kublakhan", "Youth and Age"(Gençlik ve Çağ), "Dejection"(Keder) v.s.
-- Lake/göl şairlerinin üçüncüsü olan Robert Southey, şairden daha çok, iyi bir nesir yazarıydı; Wordsworth ve Coleridge ile kıyaslandığında kötü ve düşük bir şairdi. Bazı şiirleri: "The Curse of Kehama"(Kehama'nın Laneti), "Madoc" ve "Roderic". Bu şiirler farklı kültürlere ait mitelojilerden müteşekkildir. "Life of Nelson" -Nelson'ın Hayatı- onun şahaseri olan bir nesir çalışmasıdır.
-- Southey 1813'ten 1834 yılına kadar "Poet Laureate" -Büyük Şair- sıfatıyla anılmıştır.
-- Wordsworth 1850'ye kadar "Poet Laureate" olarak kalmıştır.
Romantik Şairlerin İkinci Kuşağı
-- Sir. Walter Scott: Daha çok romancılığıyla anılır. Edebiyata şiirle başlamış, hayatının sonuna doğru romanda karar kılmıştır. İngiltere'nin ilk tarihi romancısıdır. Fakat aynı zam anda şairdir, ve romantik şairler arasında zikredilir, ikinci kuşakta yer alır. Şiirleri öyküsel bir izlek sunar, daha çok İskoçya temalarını işler. Bazı şiirleri: "Marmiam", "Lady of Lake" (Gölün Laydisi/Kadını), "Lady of the Last Ministrel" v.s.
-- Thomas Campell: "Yea Mariners of England"(İngiltere'nin Olumlu Denizcileri) -Bu şiir bir kahramanlık şarkısıdır- , "Lord of Isle"(Adanın Lordu), "Battle of Baltic"(Baltik Savaşı), "Gertirude of Wyomeng".
-- Thomas Moore: "Irish Melodies"(İrlandalı Ezgiler), "Lale Rukh"(Lale Ruh) -başlığından anlaşılacağı üzere Şarkın etkisi altında olan bir şiirdir-, "Oriental Tales"(Doğulu Masallar) Açıkçası bu şair doğunun etkisi altında kalmıştır.
Romantiklerin Genç ve Son Kuşağı
-- Lord Byron: Hakkında çok şey konuşulmuş bir şairdir. Çapkın olduğu fakat kadınlara yüz vermediği söylenir. Casonava'nın mücessemleştiği bir şahsiyettir. Ondan esinlenerek "Byronic Hero" "Byronik Kahraman" fikri ortaya atılmıştır. Byronik Kahraman, sinirli, kibirli, sinik, kadınlardan uzak duran ama kadınlar tarafından kovalanan genç adamlar için kullanılır. Şiirleri: "Child Herold"(Çocuk Herıld) -kasanovayı anlatan bir şiirdir-, "Beppo", "Vision of Judgement"(Adeletin Vizyonu), "Ladykiller"(Kadın Avcısı), "Don Juan", bunlar yerici(satiric) şiirlerdir. "The Grior", "Manfred", "Cain" Byron İtalya'dayken yazılan şiirlerdir. Byron'un baston kullanarak yürüdüğü, bir ayağının aksadığı söylenir. Byron o kadar popüler bir adamdır ki hemen hemen Londra'da ki bütün gentilmen sıfatlı adamlar baston kullanmaya ve Byron gibi aksayarak yürümeye başlar. Zamanla bu yürüyüş şekli, kadınlar ve erkekler arasında bir trend halini alarak modalaşır.
-- Shelly: Politik bir şairdir. Filazof Godwin'in fikirlerinden ve onun eseri "Social Justice"-Sosyal Adalet" adlı kitabından etkilenmiştir. Shelly, "Ideal Millenium"(İdeal Milenyum) ve "Poet of Hope and Poet of Future"(Umudun ve Geleceğin Şairi)'ni yazmıştır. Shelly romantik şairler arasında en devrimci olanıdır. Bazı şiirleri: "Queen Mab"(Mab Kraliçesi), "Revolt of İslam"(İslamın Başkaldırısı), "Alastor", "Prometheous Unbound"(Hudutsuz Prometheous) - Prometheus, Olimpos Dağının zirvesinden kutsal ateşi çalıp onu insanlığa verdiği için Zeus tarafından cezal andırılmıştır. Zincire vurulur ve kalbini bir kartal yer; ve sonra Herkül onu zincirlerinden kurtararak, özgürlüğüne kavuşturur.- "Ode to the West Wind"(Batı Rüzgârına Kaside), "To a Skylark" (Tarlakuşuna), "The Cloud" (Bulut) v.s. Shelly ayrıca "Cenci" adında bir drama da yazmıştır. Babası tarafından tecavüze uğrayan genç bir kız kurban seçilmiştir. Aynı kız sonra babasını öldürür. Geçenlerde bu konuya uygun prosaik bir Hollywood filmi izlemiştim. "Epipsychidion" platonik bir aşkın konu edildiği, meşhur bir şiirdir. "Hymn to Intellectual Beauty"(Entellektüel Güzelliğe İlahi) Shelly entellektüel güzelliğe tapmıştır.
-- John Keats: Üçüncü romantik kuşağın son ve en genç ve talihsiz şairidir. Nedense İngiliz şiirinde en çok bu şairi severim. Hindistan'ın nobel ödüllü büyük şairi Tagore'u okurken, onunda İngiliz Şairleri içinde en çok John Keats'i beğendiğini öğrenmiştim daha sonra. Şairin annesi, babası ve abisi tüberküloz vesilesiyle ölmüştür. 26 yaşında aynı hastalıktan Keats'de dünyayı terketti. Fakir bir ailenin çoçuğudur. Doğduğunda ailesi bir ahırda yaşıyordu. Uzun sürüde öyle yaşadılar. Fakir bir aileden geldiği için, ve asillerin aldığı eğitim kalitesinden daha düşük bir eğitim aldığı için, zamanının aristokrat ve asil edebiyat çevresi tarafından dışlanmış, hakir görülmüştür. Bir diş hekimi olmak isteyen fakat bir diş hekiminin asistanlığını yaparak rızkını çıkarmaya çalışan Keats'e edebiyat lordları, "Sen şiir yazamıyorsun, eczahane çıraklığına geri dön." diyerek hakaret etmişlerdir. İleride bu şair üzerine geniş bir yazı yazmak istiyorum. Shelly ve Byron'un desteğiyle adı unutulmaktan, kıyıda bırakılmaktan kurtulmuştur diyebiliriz. Üçüncü kuşak şairleri talihsizdir biraz. Hayat şartları da zordur, vebalar vardır kentlerin her köşesinde. Shelly 30 yaşında, Byron 36 yaşında ölmüştür. Gerçi Byron'un ölümü eceli ile olmuştur. Bir müddet sonra mazide çok popüler olan Byron, eskisi gibi konuşulmaz, mazideki şen iltifatlar kesilir, Byron yalnızlığa gömülür önce, sonra Londra'yı hayal kırıklığıyla terkederek, İtalya'ya yerleşir. Oradan da Yunanlara katılarak Osmanlı Türküne karşı savaşırken Mehmetçik/Osmancık tarafından halledilir.
Keats'in şiirleri ıstırapların şarkısıdır. Ölümüne yakın, hastalığının arttığı zamanlarda -zaten en yakınları gözünün önünde ölmüştür- "Terror of Death"(Ölüm Korkusu) şiirini yazar. Bu şiiri Türkçeye çevirmiştim. John Keats şemalen güzel, temiz yüzlü bir gençtir. Fanny Brown adlı güzel bir İngiliz kızını sever. Aşkları karşılıklıdır, ama ikisi de kısa süre sonra ayrılık olacağını biliyordur. Keats ölmeden önce öleceğini biliyordur çünkü. Çok sıkıldığı, kasvete boğulduğu zamanlar, saatlerce banyoda, suyun içinde kalırdı, sonra en güzel elbiselerini giyerek, kapının sundurmasına çıkar, güneşin altında uzun mühlet hareketsiz otururdu. Böyle yaptığı zaman huzura erdiğini söylerler. Fanny Brown ve John Keats birbirlerine çeşitli mektuplar yazmıştır.
Şiir Kitapları: "Endymion"(1828), "The Living Year"(1820), "Eve of St. Agnes"(Aziz Agnes Arifesi), "Hyperion", "Ode-Six", "La Belle Dam Sans Merci". Ayrıca "Isabella and Lorenza" adında bir aşk öyküsü de yazmıştır.
-- Keats için "Negative Capability" -Negatif Yetenek- terimi kullanılmıştır. Hakikatte onun impersonalliği, personaldir. Ya da buna "self-effacement", şairin -alçak gönüllülüğü- diyebiliriz.
-- 20. yüzyılın aşk şiirleriyle meşhur, nobel ödüllü İrlanda'lı şairi W.B.Yeats için ise "Positive Capability" -Pozitif Yetenek- terimi kullanılır. Hakikatte onun personalliği de impersonaldir.
-- Shelly umudun şairidir,
-- Byron kibrin şairidir,
-- Keats güzelin şairidir.
Keats, "Edymion" adlı şiirinin bir stanzasında şöyle der:
"A thing of beauty is a joy for ever
Its loveliness encreases; it will never
Pass into nothingness; but still will keep
A bower quiet for you and sleep"
"Bir şeyin güzelliği sonsuza dek sevinçtir
Onun çekiciliği artarak yükselir;
Asla hiçliğe gömülmez; fakat sessizce tutturur
Sakin bir çardağı sana ve uyutur"
(Endymion - 1828)
-- Ona göre güzellik fani, geçici olan bir şey değildir,
-- Güzel olan kalıcıdır, kaybolma korkusu yoktur,
-- Ne güzel ise o hakikattir, bu yüzden zaman güzeldir.
-- Keats'e göre insan ıstıraplarından ders alarak olgunlaşabilir.
"Ode on a Grecian Urn" (Bir Grek Kupasına Methiye) Keats'in ne kadar Grek ve Helenik kültürün etkisi altında kaldığını imler. Keats Helenik kültürü ve edebiyatını sevmiştir. Çocukluk döneminde evden oldukça uzak olan okuluna doğru, saatlerce süren uzun bir yürüyüşten sonra, kütüphaneye geçer, Grek kitaplarını bulur ve güneş batıncaya kadar oradan ayrılmazdı. Bu şiirde hayatın değişebilirliğini ve sanatın değişemezliğini işler Keats. Keats saf, katıksız bir şairdi. Apolitikti, siyasi düşünce sunmamış, evrensel bir şiiri yazmıştır. Şiirlerinde politik, dinsel ve ya herhangi bir ideolojiye ait işaretler gözükmez. Shelly, onu "Adonis" diye çağırır ve ölümünden sonra Keats için bir (elegy) mersiye yazar. Adonis, antik Yunan'da yaşamış en güzel yüzlü gençti.
Şiirle bitirelim.
Ode to a Nightingale
"The weariness, the fever and the fret
Here where men sit and hear each other groan;
where paltry shakes, a few, sad last gray hair
where but to think is to be full of sorrow
where beauty cannot keep her lustrous eyes."
Bülbül'e Gazel
"Bitkinlik, humma ve kaygı
Burada insanlar oturur ve birbirlerinin iniltilerini dinler
Orada kıymetsiz olanlar sarsılır, bir kaç, üzgün seyrek gri saç teli
Orada ama düşünmek tamamen ıstıraplı
Orada güzellik parlak gözlerini muhafaza edemez."
John Keats ( 1795-1821 )
Ölüm Korkusu
Durdurabileceğim korkularım olduğunda
Önce kalemim kaynayan beynimi topladı,
Yüksek-istifli kitapların önünde, huyuna uygun
Olgun habbelerin varlıklı toplayıcıları gibi tutundu;
Gecenin yıldızlı çehresine baktığımda,
Soylu bir aşk öyküsünün iri bulutlu remizleri,
Ve izlemek için bir daha yaşamayabileceğimi düşünürüm
Şansın sihirli eliyle, onların gölgelerini
Ve bir saatin güzel yaratığını hissettiğimde!
Ki bir daha asla sana bakmayacağım,
Karşılıksız aşkın perisel gücünde
Bir daha haz almayacağım
Yapayalnız dikildim sonra engin dünyanın sahilinde
Ve düşündüm
Aşk ve şöhret hiçliğe gömülene kadar
Türkçe Söyleyen: Mustafa Burak Sezer
2007-01-10 / İslamabad
The Terror of Death
When I have fears that I may cease to be
Before my pen has glean'd my teeming brain,
Before high-pile'd books, in charact'ry
Hold like rich garners the full-ripen'd grain;
When I behold, upon the night's starr'd face
Huge cloudy symbols of a high romance
and think that I may never live to trace
Their shadows, with the magic hand of chance;
and when I feel, fair creature of an hour!
That I shall never look thee more,
Never have relish in the fairy power
Of unreflecting love—then on the shore
Of the wide world I stand alone, and think
Till love and fame to nothingness do sink
24.04.2007 / İslamabad

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Bu konuda bilmek çok açık var. Ben de Özellikler bazı iyi puan yaptığımı düşünüyorum. çalışma, büyük iş tutun!
Adsız dedi ki…
teşekkür ederim. i guess you're not a native speaker of turkish? where do you come from?
Adsız dedi ki…
"Shelly, Oxford mezunu olup, ateistti?"
"Shelley on sekiz yaşındayken Oxford'a gitti. Ama ikinci yarıyılını bile tamamlayamadan üniversiteden kovuldu. Kovulmasının nedeni de "on necessity of atheism" adlı broşürü yayımlaması ve bu broşürü üniversitenin öğretim görevlilerinin her birine ve çevredeki tüm piskoposlara göndermesiydi."
Mina Urgan'dan.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Henry Fielding'in Joseph Andrews'u Üzerine Birkaç Not

Mustafa Burak Sezer
Fielding, İngiliz romanına getirdiği realistik açılımla, İngiliz romanının babası olarak kabul edilir. Her ne kadar John Bunyan'ın The Pilgrim's Progress'i ve Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe'su edebiyat tarihçileri arasında asırlardır ilk roman babında bir tartışma konusu olsa da, İngiliz edebiyatında ilk yazılan roman cumhur gözünde Fielding'in çağdaşı Richardson'ın Pamela'sıdır. Richardson ve Fielding 18. yüzyılın ikinci yarısında aynı zam anda İngiltere'de "Age of Dr.Johnson", -Dr. Jonhson Çağı- olarak adlandırılan zaman diliminde yaşamıştır.
Richardson, Fielding'in aksine sürekli moral üzerine ahlak dersleri vererek, didaktik romanlar yazar. İlk roman olarak kabul edilen Richardson'un Pamela'sı epistolarik (mektup biçimsel) roman türünde kaleme alınmıştır. Tamamen moral kaygılar güden Richardson, Pamela'sını erdemli ve iffetli bir kadın olarak portreler. Büyük bir malikanede hizmetçilik yapan genç v…

Hızlı konuşan kadın