4 Mart 2008 Salı

Kamala Das Şiirleri


Kamala Das


Hadımlıların Dansı

Hadımlılar gelmeden önce hava sıcaktı, çok sıcaktı
Geniş etekleri döne döne dans ettiler, zilleri görkemle çarpıştı;
ve halhalları şıngırdıyor, şıngırdıyor, şıngırdıyor...
Gulmor’un ateşi altında, uzun belikli saçlarıyla uçuyor
Kara gözleri parlıyor, dans ettiler ve dans ediyorlar
Oh! Kanayana kadar dans ettiler...
Yanaklarında yeşil dövmeler, saçlarında yaseminler vardı
Bazıları esmer ve bazıları oldukça kumraldı
Sesleri kekre, şarkıları melonkolikti;
Ölen aşıklarının ve yahut doğmamış çocuklarının şarkısını söylediler...
Bazısı kösünü(^) dövdü, diğerleri perişan göğüslerini
Ve boş bir esrimeyle kıvranıp, inlediler.
Uzuvları ince ve kuruydu; yarı yanmış cenaze odunları gibi
Kuraklık ve çürümüşlük hepsinin içindeydi.
Kargalar bile ağaçlarda sessizdi, ve gözleri irileşmiş çocuklar hareketsiz;
Hepsi bu fakir yaratıkların ıspasmozunu izliyordu
Gök-yüzü çatırdadı sonra, şimşek çakarak parladı
Ve yağmur; içinde toprak kokan etsiz bir yağmur
Kertenkelelerin ve farelerin sidiği ve tavan araları...


(^) Kös; yuvarlak bir kasnağın bir veya iki yüzüne sıkıca deri veya deriye benzer bir şey gerilerek el veya tokmakla çalınan bir müzik âleti.


The Dance of the Eunuchs (from Summer in Calcutta)
It was hot, so hot, before the eunuchs came
To dance, wide skirts going round and round, cymbals
Richly clashing, and anklets jingling, jingling
Jingling... Beneath the fiery gulmohur, with
Long braids flying, dark eyes flashing, they danced and
They dance, oh, they danced till they bled... There were green
Tattoos on their cheeks, jasmines in their hair, some
Were dark and some were almost fair. Their voices
Were harsh, their songs melancholy; they sang of
Lovers dying and or children left unborn....
Some beat their drums; others beat their sorry breasts
And wailed, and writhed in vacant ecstasy. They
Were thin in limbs and dry; like half-burnt logs from
Funeral pyres, a drought and a rottenness
Were in each of them. Even the crows were so
Silent on trees, and the children wide-eyed, still;
All were watching these poor creatures' convulsions
The sky crackled then, thunder came, and lightning
And rain, a meagre rain that smelt of dust in
Attics and the urine of lizards and mice....


Sürfeler

Ban nehrinde günbatımı, Krishna (Krişna)
Kadınıyla son kez sevişerek onu terketti...

O gece kocasının kollarında, Radha
Çok ölü hissetti.
Krishna,
“Sorun nedir, öpücüklerimden rahatsız mı oluyorsun aşkım?”diye sordu.
Radha,
“Hayır, hiçte değil; ama düşündüm ki
Bir kadavdayı bir sürfe ısırırsa ne olur?”
dedi.


The Maggots (from The Descendants)
At sunset, on the river ban, Krishna
Loved her for the last time and left...
That night in her husband's arms, Radha felt
So dead that he asked, What is wrong,
Do you mind my kisses, love? And she said,
No, not at all, but thought, What is
It to the corpse if the maggots nip?


Taş Çağı

Düşkün koca, kadim yerleşimci kafamda,
Yaşlı şişman örümcek, şaşkınlığın ağlarını örüyor.
Nazik ol! Beni bir kuşun kayasına, bir granite çevirdin
Kumru, etrafımda pejmürde bir oda kurdun
Dalgın okurken, yüzümün girintilerini okşadın.
Yüksek sesle konuşarak, sabahın köründe uykumu bereledin.
Rüya gören gözümün içine parmak soktun.
Ve hala, hülyalarımda, güçlü adamlar gölgelerini savurur.
Onlar benim Dravidian(^) kanımın çalkantısında beyaz güneşler gibi batar,
Kutsal şehirlerin altından sular gizlice akar.
Sen gittiğinde, hırpalanmış mavi arabamı daha mavi denizlere sürerim
Kırk patırtılı merdiveni koşarak, başkasının kapısını çalarım.
Komşular izlese, gözetleme delikleri olsa bile
Benim geldiğimi ve yağmur gibi gittiğimi görürler.
Sorun bana hepiniz; sorun bana
O bende ne bulur? sorun bana; Onu neden bir aslan, bir hovarda diye çağırırlar?
Sorun bana;
Kasıklarımı kavramadan önce, neden elleri kakuletalı bir yılan gibi yalpalanır?
Sorun bana;
Neden o devrilmiş büyük bir ağaç gibi, göğüslerime yığılır?
Ve uyur.
Sorun bana; neden hayat kısa ve aşk hala daha kısa?
Sorun bana; mutluluk nedir, fiyatı nedir...

(^) Dravidian: Hindistan’da bir ırk.


The Stone Age (from The Old Playhouse and Other Poems)
Fond husband, ancient settler in the mind,
Old fat spider, weaving webs of bewilderment,
Be kind. You turn me into a bird of stone, a granite
Dove, you build round me a shabby room,
And stroke my pitted face absent-mindedly while
You read. With loud talk you bruise my pre-morning sleep,
You stick a finger into my dreaming eye. And
Yet, on daydreams, strong men cast their shadows, they sink
Like white suns in the swell of my Dravidian blood,
Secretly flow the drains beneath sacred cities.
When you leave, I drive my blue battered car
Along the bluer sea. I run up the forty
Noisy steps to knock at another's door.
Though peep-holes, the neighbours watch,
they watch me come
And go like rain. Ask me, everybody, ask me
What he sees in me, ask me why he is called a lion,
A libertine, ask me why his hand sways like a hooded snake
Before it clasps my pubis. Ask me why like
A great tree, felled, he slumps against my breasts,
And sleeps. Ask me why life is short and love is
Shorter still, ask me what is bliss and what its price....



video

Hiç yorum yok:

Etiketler

300 (1) Allen Ginsberg (2) Amaççı Yanılım (1) Amiri Baraka (3) Ardengo Soffici (1) Aşk (1) Attila İlhan (1) Cahit Koytak (1) Cemal Süreya (2) CHP (1) Cody Walker (2) Çeviri Öykü (3) Çeviri Şiir (31) Daniel Defoe (1) David Lerner (1) Deneme (3) Diane Di Prima (1) Dictionary of Poets (3) Dimitris Dimosthenous Lentzis (1) Eleştiri (10) Ezra Pound (1) Faiz Ahmed Faiz (2) Footnote to Howl (1) Füruğ Ferruhzad (1) Gregory Corso (1) Henry Fielding (1) Hindistan (1) Hip Hop (1) Hüseyin Cöntürk (1) İngiliz Romantik Şiiri (1) intertextuality (1) İsmet Özel (1) J.A.Cuddon (1) James Merrill (1) Jean Fritz (1) Jeanne Murray Walker (1) Joseph Andrews (1) Julia Kristeva (1) Kamala Das (2) Karen Chase (1) Kay Ryan (1) Liang Xiaoming (1) Lisa Lewis (1) Louise Glück (1) Mahmut Derviş (1) Margaret Atwood (1) Maria Wong (1) Mehmet Akif Ersoy (1) Mehmet Aycı (1) Mein Kampf (1) Metinlerarasılık (1) Mikhail Bakhtin (1) Morning of Hayyam (1) Muhammed İkbal (3) Mustafa Burak Sezer (22) Müzik (1) Nazım Hikmet (1) Necip Fazıl Kısakürek (1) Niels Hav (1) Orhan Veli (1) Oscar Wilde (1) Ountlandish (1) Öykü (5) Parveen Shakir (1) Poetry (1) Poetry in Turkish Translation (20) Post-Modernizm (1) Postmodernist Sanat (1) Robinson Crusoe (1) Senaryo (1) Sezai Karakoç (1) Sinema (1) Söyleşi (2) Sözlük (5) Steve Scafidi (1) Sümeyye Çomaklı (1) Şairler Sözlüğü (3) Şiir (11) T. S. Eliot (1) The Handmaid's Tale (1) Trevanian (1) Turkish Poetry (11) Ünsal Ünlü (1) Valzhyna Mort (1) Vera Pavlova (1) W. K. Wimsatt (1) W.H. Auden (1) William Butler Yeats (1)