22 Mart 2008 Cumartesi

Kayıp Oyuncak Bebek





Maria Wong*



Küçük Maria Del Carmen, Roberto ve Rosa Sato çiftinin tek çocuğuydu. Çok güzel bir kız çocuğuydu ve herkes onu “Carmen” diye çağırırdı. Aynı zamanda kibar, alımlı ve sevimliydi. Bununla birlikte, küçük kız doğumundan sonra hastalandı. Zaman ilerledikçe durumu da gittikçe kötüleşti. Dört yaşına geldiğinde çok zayıftı. Birkaç gün sonra ise kırılgan ve zayıf çocuk öldü.
Ertesi gün neredeyse köyün tamamı Carmen’in cenaze törenine katılmıştı. Sırayla hepsi küçük tabutun yanından geçerken, bir çoğu şöyle dedi: “Küçük, oyuncak bir bebek gibi duruyor.”
Cenaze ayini sona erince Carmen’in babası Roberto, küçük ahşap tabutu omzuna yerleştirdi. Ardından arkasına karısını alarak, sessiz kalabalığı tek sıra halinde, köyün dışında kalan tepedeki mezarlığa götürdü.
Birkaç gün sonra Carmen’in annesi Rosa, küçük kızın tüm elbise ve oyuncaklarını ufak bir sandığa koyarak, başka bir köyün papazına teslim etti. O akşam, Roberto tarladan eve döndüğü zaman, Rosa şöyle dedi: “Bugün Carmen’in eşyalarını dağıttım.”
“Carmen’in eşyalarını mı dağıttın?” Roberto büyük bir şaşkınlık içersindeydi.
“Evet. Onları aşağı vadideki köylerden bir papaza verdim. Papaz onlara sahip olduğu için mutluydu, çünkü…”
Roberto araya girdi: “Ama neden? En azından onları bir süreliğine saklayabilirdin!”
Rosa eşinin karşısına dikilerek, nasırlı ellerini avuçları arasına aldı. “Onları muhafaza etmek için hiçbir sebep yoktu. Carmen’i doğurduktan sonra doktorun ne dediğini biliyorsun.”
Roberto eşine doğru yaklaşırken gözleri doldu. “Doktorun ne dediğini çok iyi biliyorum. Fakat bu onun her şeyi bildiği anlamına gelmez. Kimin bir çocuğa sahip olup olamayacağını yalnızca Tanrı bilir.” Konuşmasına devam ederken sesi çatallaştı. “Benim hâlâ umudum var.”
Rosa gerileyerek kocasının gözlerinin içine baktı. “Benim sevgili Robertom, umut etmek güzeldir ama olmayacak bir şeyi umut etmek değil. Elbette doktor her şeyi bilemez, fakat sen de biliyorsun ki bu dört yıl içinde…
“Bu dört yıl içinde,” Roberto, Rosa’nın sözünü kesti, “Senin ellerinde tamamen hasta bir çocuk vardı. Allah daha iyi bilir. Bu yüzden Tanrı bize başka bir çocuk göndermedi.”
Rosa ne diyeceğini bilemiyordu. Masaya oturdu ve başını elleri arasına aldı. Roberto pencereye doğru yürüdü ve çoğu kez küçük Carmen’in oynadığı arka bahçeye göz attı. Sonra birden Rosa’ya dönerek sordu: “O küçük oyuncak bebeği de verdin mi? Hani Carmen sürekli elinde gezdirirdi?”
Rosa başını kaldırarak kocasına baktı: “Hayır Roberto, o oyuncak bebek Carmen’in eşyaları arasında yoktu.”
“Yok muydu?” Roberto yüzünde bir hayret ifadesiyle sordu.
“Hayır, bundan eminim yoktu. Acaba o bebeğe ne oldu?”
“Hatırlıyorum, Carmen gözlerini son kez yumduğunda o da ellerindeydi.”
“Evet, haklısın. Oyuncak bebek Carmen’in ellerindeydi. Fakat ondan sonra bebek nereye kayboldu?”
* * *
Rosa ve Roberto küçük evlerinin her köşesine baktılar fakat oyuncak bebeği bulamadılar. Sonra arkadaşlarına, komşu çocuklarına ve hatta cenaze işleri görevlisine dahi sordular bunu, fakat hiç kimse kayıp bebek hakkında bir şey bilmiyordu. Roberto ve Rosa bu konu üzerine haftalarca konuştularsa da oyuncak bebeği asla bulamadılar.
Bununla birlikte çok geçmeden her ikisi de kayıp bebeği unutmuştu. Düşünmeleri gereken başka şeyler vardı. Dört yıl önce Rosa’ya doğum yapamayacağını söyleyen doktor, teşhisinde yanıldığını anlamıştı. Carmen’in birinci ölüm yıldönümünde, Rosa başka bir kız çocuğu doğurdu. Bu onlar için çok mutlu bir andı. Rosa kocasına şöyle dedi: “Düşünüyorum da, sanırım Tanrı bebeğimizi bize geri verdi. Baksana tıpkı Carmen’e benziyor.”
Bebeğin vaftiz töreninde, ona papazın –güzel haberler- anlamına geldiğini söylediği "Evangelina" adını verdiler. Evangelina büyürken, gittikçe daha fazla kız kardeşi Carmen’e benziyordu. Aralarındaki büyük fark ise Evangelina sağlıklıydı.
Bir gün, Evangelina iki yaşına geldiğinde kilise papazı bir yandan Evangelina’yı oynar halde izlerken, Rosa’ya şöyle dedi: “Rosa, bazı zamanlar düşünüyorum da Tanrı senin hasta çocuğunu aldı, iyileştirdi ve sana geri verdi.”
“Sanırım böyle görünüyor, değil mi?” Rosa cevapladı. “Bu çocuk çok fazla Carmen’i andırıyor.”
Bir gün Evangelina dört yaşlarına geldiğinde, annesine şöyle dedi: “Uzun zaman önce ben çok hastaydım, öyle değil mi anneciğim?”
Rosa gülümseyerek cevapladı: “Hayır yavrucum, sen hasta değildin. Kız kardeşin Carmen hastaydı.”
“Ama anneciğim,” çocuk ısrar etti, “Biliyorum ben hastaydım.”
“Hayır yavrucum,” Rosa Evangelina’yı kucağına aldı, “Uzun zaman önce sen hasta değildin ve şimdi de değilsin.
Sağlıklısın. Tanrıya bunun için şükrediyorum.”
“Ama hatırlıyorum anneciğim, hatırlıyorum!”
“Sanırım kız kardeşin hakkında çok fazla konuştuk Evangelina. Bu yüzden hasta olan kişinin sen olduğunu düşünüyorsun hep.”
* * *
Birkaç gün sonra, Rosa’nın kız kardeşi kısa bir ziyaret için Bogata’dan gelmişti. İki kız kardeş birlikte birçok şey üzerine konuşmuşlardı. Bir keresinde küçük Evangelina odaya girdiğinde, Rosa’nın kız kardeşi şöyle dedi: “Senin kaybettiğin çocuğa ne kadar çok benziyor Rosa!”
“Evet,” Rosa yanıtladı, “ve Evangelina yalnızca ona benzemiyor aynı zamanda her şeyiyle tıpa tıp o. Tabiî ki aradaki fark Evangelina sağlıklı ve canlı.”
Evangelina, annesi ve teyzesini hakkında konuşurlarken işitmişti. Sonra teyzesine doğru yürüyerek şöyle dedi: “Teyzeciğim uzun zaman önce ben çok hastaydım ama şimdi iyiyim. Bunun için Allaha şükrediyorum.”
Rosa kız kardeşine, “Eminim ki Evangelina kız kardeşi hakkında konuşurken bizi duymuştur. Şimdi de hasta olanın kendisi olduğunu düşünüyor.” dedi.
Küçük kız çocuğu ağlamaya başladı. “Ben hastaydım teyzeciğim. Biliyorum, öyleydim. Ve hatırlıyorum benim mavi gözlü ve kırmızı elbiseli bir oyuncak bebeğim vardı!”
Rosa gülümsedi. “Düşünsene!” kız kardeşine hitaben, “Hatta Evangelina küçük oyuncak bebeğin nasıl olduğuna dair söylenenleri bile hatırlıyor.”
“Aklıma gelmişken,” Rosa’nın kız kardeşi söz aldı, “Şu Carmen’in sürekli elinde gezdirdiği oyuncak bebeği buldun mu hiç?”
“Hayır bulamadık. Ona ne olduğunu bilmiyoruz.”
Küçük Evangelina’nın gözleri irileşti. “Şimdi hatırlıyorum anneciğim!” Ansızın heyecanla bağırıp çağırmaya başladı. “O oyuncak bebeği nereye koyduğumu hatırlıyorum!”
“Nereye koydun ayol?” Rosa kahkaha attı. “Benim sevgili, sevimli yavrum, o oyuncak bebek senin değildi ki! Sen onu hayatında hiç görmedin!”
“Ama gördüm anneciğim, gördüm! Ben hastayken o bebek benimdi. Ve onunla ne yapacağımı bilemiyordum, bu yüzden onu bahçedeki büyük ağacın altına koydum!”
Evangelina annesinin ve teyzesinin elinden tutarak arka bahçeye yürüdü. İşaret parmağıyla ağacın yanı başındaki sert, kayalık zemini gösterirken, bağırıp çağırmaya başladı. “Bebek büyük ağacın tam altında! Kaz orayı anneciğim! Kaz orayı! Bebek tam bu yerin altında!”
İki kız kardeş birbirine baktı. Ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Sonra her nedense Rosa yakında bir yerlerden bir kürek alarak zemini kazmaya başladı. Çukurun birkaç karış aşağısında oyuncak bir bebek kolunun meydana çıktığını gördüler. Rosa dikkatle daha derin kazarken, kalbi güm güm atıyordu. Bir dakika içinde Rosa, oyuncak bebeği sığ mezarından çıkarıp, üzerindeki toz toprağı çırptı. Gözlerine inanamıyordu.
Evangelina mutluluktan havaya sıçradı. “Sana söylemiştim anneciğim! Sana söylemiştim bebek oradaydı! Söylemedim mi teyzeciğim?”
Rosa ne diyeceğini bilemedi. Kız kardeşine hayretle baktıktan sonra Evangelina’ya dönerek şöyle dedi: “Yavrucuğum, lütfen söyle bana, oyuncak bebeği buraya kim koydu? Ve söyle bana bunun burada olduğunu nasıl bilebildin?”
“Onu oraya ben koydum anneciğim! Gerçekten ben koydum! Şimdi hatırlıyorum. Gerçekten hatırlıyorum!”
Rosa başka bir kelime daha söyleyemedi. Sonra Rosa’nın kız kardeşi küçük kıza, “Bize daha fazlasını anlat Evangelina. Bize hatırladığın her şeyi anlat.” dedi.
“Pekâlâ.” diyerek çocuk söze başladı, “Hatırladığım çok hastaydım. Papaz yanıma geldi ve elini alnıma koyarak dua etti. Sonra ben uykuya daldım. Sonra birisi beni uyandırdı! Gerçek bir beyefendi beni uyandırdı ve elimi tuttu. Ama diğer elimde oyuncak bebeğimi gördüğü zaman, ‘Üzgünüm ama onu yanında götüremezsin. Şimdi ona ihtiyacın yok.’ Veya buna benzer şeyler söyledi. Bu yüzden ben de ona, bebeğimi bahçeye gömebilir miyim dedim. ‘Evet.’ dedi ve bebeğimi bu ağacın altına gömmem için bana yardım etti. Onun küreği bile yoktu.”
Sonra küçük Evangelina başını kaldırarak annesine baktı. “Anneciğim iyi misin? Biraz hasta gibi görünüyorsun!”


Çeviri: Mustafa Burak Sezer
Yedi İklim, Eylül 2006


*Güney Amerikalı (Colombia) yazar.

Hiç yorum yok:

Etiketler

300 (1) Allen Ginsberg (2) Amaççı Yanılım (1) Amiri Baraka (3) Ardengo Soffici (1) Aşk (1) Attila İlhan (1) Cahit Koytak (1) Cemal Süreya (2) CHP (1) Cody Walker (2) Çeviri Öykü (3) Çeviri Şiir (31) Daniel Defoe (1) David Lerner (1) Deneme (3) Diane Di Prima (1) Dictionary of Poets (3) Dimitris Dimosthenous Lentzis (1) Eleştiri (10) Ezra Pound (1) Faiz Ahmed Faiz (2) Footnote to Howl (1) Füruğ Ferruhzad (1) Gregory Corso (1) Henry Fielding (1) Hindistan (1) Hip Hop (1) Hüseyin Cöntürk (1) İngiliz Romantik Şiiri (1) intertextuality (1) İsmet Özel (1) J.A.Cuddon (1) James Merrill (1) Jean Fritz (1) Jeanne Murray Walker (1) Joseph Andrews (1) Julia Kristeva (1) Kamala Das (2) Karen Chase (1) Kay Ryan (1) Liang Xiaoming (1) Lisa Lewis (1) Louise Glück (1) Mahmut Derviş (1) Margaret Atwood (1) Maria Wong (1) Mehmet Akif Ersoy (1) Mehmet Aycı (1) Mein Kampf (1) Metinlerarasılık (1) Mikhail Bakhtin (1) Morning of Hayyam (1) Muhammed İkbal (3) Mustafa Burak Sezer (22) Müzik (1) Nazım Hikmet (1) Necip Fazıl Kısakürek (1) Niels Hav (1) Orhan Veli (1) Oscar Wilde (1) Ountlandish (1) Öykü (5) Parveen Shakir (1) Poetry (1) Poetry in Turkish Translation (20) Post-Modernizm (1) Postmodernist Sanat (1) Robinson Crusoe (1) Senaryo (1) Sezai Karakoç (1) Sinema (1) Söyleşi (2) Sözlük (5) Steve Scafidi (1) Sümeyye Çomaklı (1) Şairler Sözlüğü (3) Şiir (11) T. S. Eliot (1) The Handmaid's Tale (1) Trevanian (1) Turkish Poetry (11) Ünsal Ünlü (1) Valzhyna Mort (1) Vera Pavlova (1) W. K. Wimsatt (1) W.H. Auden (1) William Butler Yeats (1)