Ana içeriğe atla

Mezarlık Kapıları için Dizeler




-->

-->

-->
Mezarlık Kapıları için Dizeler

Steve Scafidi

Sedirden yapılmış Farsça
coğrafya ve gitar kitaplarına
mecburduk.
Ağzımız bozuktu ve Eyfel Kulesinden
kar düşerken titrerdik.
Tabaklarımız vardı ve kaşta uyuyan
bir pirenin uğursuz rüyaları.
Varoluşun hüznü sonradan
bir çeşit hazza dönüşüyor ve herkes
yok oldukça acı çekiyordu. Kendi üzerlerinde
akan nehirlerimiz, yeşil

moleküller, koyunun ağır gözleri vardı;
ve eşyadan menfaatimiz. Bilirdik
binlerce çeşit çayın adını.
Diğer minik sıçanlar dururken
karanlıkta beyaz sıçanımız vardı.

Acı. Sahip olduğumuz şeyi bilmedik.
Minik mavi kavanozlarda iyota,
ve okaliptüs ağaçlarına sahiptik
Küçük uzak yıldızların mizana direkleri içinden
döndü Mars bizimle birlikte.

Zillerin çıngırdamasına ve her şey için
bir söze sahiptik. Pembe aptal ay doğuyor
Silindir bir şapkayla ölümse
yanımızdan geçerken sessizce bize gülüyor.
Bunu özleyecek, bunu sevmiş olsak bile.

Kasım ’09 / İstanbul

Çeviri: Mustafa Burak Sezer

Yedi İklim, Sayı 239, Şubat 2010

Steve Scafidi Lousiana Devlet Üniversitesi Yayınlarından çıkan Sparks from a Nine-Pound Hammer (2001) (Dokuz-Librelik Çekiçten Kıvılcımlar) ve For Love of Common Words (2006) (Sıradan Aşk Sözleri için) adlı kitapların yazarıdır. Marangozluk yapan şair, West Virginia’da Summit Point’te yaşamaktadır.

....................................................................................

Steve Scafidi

Steve Scafidi is the author of Sparks from a Nine-Pound Hammer (2001) and For Love of Common Words (2006), both from Louisiana State University Press. He is a cabinetmaker and lives in Summit Point, West Virginia.

Lines for the Gates of a Cemetery

We had bound volumes of Persian
geometry and guitars made of cedar.
We had loose talk and shivering
as snow fell from the Eiffel Tower.
We had dishes and the bloody dream

of a flea sleeping in an eyebrow.
The sadness of being was it turns out
a kind of joy and everyone suffered
as they disappeared. We had rivers
flowing over top themselves and green

molecules and the slow eyes of sheep.
We had a use for things. We knew
the names of a thousand kinds of tea.
We had the white possum in the dark
with the other tiny possums holding on.

It's sad. We didn't know what we had.
And we had iodine in tiny blue jars.
We had eucalyptus trees and the planet
Mars circled with us through mizzen
dot-light of the distant stars. We had

the tintinnabulation of bells and a word
for everything. The pink dumb
moon rising and death with a top hat
quietly laughing at us as he passed.
Even that we will miss. Even that we loved.
Steve Scafidi: Poetry
Copyright ©2007 The Cortland Review Issue 37—The Cortland Review

Yorumlar

Adsız dedi ki…
Hello. And Bye.
mustafaburaksezer dedi ki…
hi and bye :) do i know you?

Bu blogdaki popüler yayınlar

İngiliz Romantik Şiiri Üzerine Birkaç Söz

Mustafa Burak Sezer
İngiliz Romantik şiirinin William Shakespeare'la başladığı kabul edilir, fakat bu akımın şiirde hakiki bir akım olması, ya da Romantizmin şiirde ikinci kez dirilmesi, William Wordsworth, Coleridge ve Robert Southey'le yaşanmıştır ya da başlamıştır. Bu şairlerin Romantik akımı oluşturmasında 1783'te İngiltere'nin emperyal zulmüne karşı Kuzey Amerika'da cereyan eden Amerikan İhtilali ve akabinde 1789'da emperyal kraliyet sömürge rejimine karşı meydana gelen Fransız İhtilali'nin büyük etkisi olmuştur. Kral Louis'in karısı Kraliçe Mary Antoniette'nin bilindik sözü meşhurdur, "Eğer insanların yiyecek ekmekleri yoksa, müsade edin kek yesinler". Fransız İhtilali başladığında William Wordsworth Paris'te yaşıyordu ve 19 yaşındaydı. Fransız İhtilalinin etkisi, Wordsworth'un "Prelud" (prelüd, peşrev, giriş) adlı şiirinin ilk stanzalarında açıkça görülür.
Romantik şairler sentimental olarak, Fransız İhtilalinin ge…

Henry Fielding'in Joseph Andrews'u Üzerine Birkaç Not

Mustafa Burak Sezer
Fielding, İngiliz romanına getirdiği realistik açılımla, İngiliz romanının babası olarak kabul edilir. Her ne kadar John Bunyan'ın The Pilgrim's Progress'i ve Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe'su edebiyat tarihçileri arasında asırlardır ilk roman babında bir tartışma konusu olsa da, İngiliz edebiyatında ilk yazılan roman cumhur gözünde Fielding'in çağdaşı Richardson'ın Pamela'sıdır. Richardson ve Fielding 18. yüzyılın ikinci yarısında aynı zam anda İngiltere'de "Age of Dr.Johnson", -Dr. Jonhson Çağı- olarak adlandırılan zaman diliminde yaşamıştır.
Richardson, Fielding'in aksine sürekli moral üzerine ahlak dersleri vererek, didaktik romanlar yazar. İlk roman olarak kabul edilen Richardson'un Pamela'sı epistolarik (mektup biçimsel) roman türünde kaleme alınmıştır. Tamamen moral kaygılar güden Richardson, Pamela'sını erdemli ve iffetli bir kadın olarak portreler. Büyük bir malikanede hizmetçilik yapan genç v…

Hızlı konuşan kadın