Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Çeviri Öykü etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kayıp Oyuncak Bebek

Maria Wong*


Küçük Maria Del Carmen, Roberto ve Rosa Sato çiftinin tek çocuğuydu. Çok güzel bir kız çocuğuydu ve herkes onu “Carmen” diye çağırırdı. Aynı zamanda kibar, alımlı ve sevimliydi. Bununla birlikte, küçük kız doğumundan sonra hastalandı. Zaman ilerledikçe durumu da gittikçe kötüleşti. Dört yaşına geldiğinde çok zayıftı. Birkaç gün sonra ise kırılgan ve zayıf çocuk öldü.
Ertesi gün neredeyse köyün tamamı Carmen’in cenaze törenine katılmıştı. Sırayla hepsi küçük tabutun yanından geçerken, bir çoğu şöyle dedi: “Küçük, oyuncak bir bebek gibi duruyor.”
Cenaze ayini sona erince Carmen’in babası Roberto, küçük ahşap tabutu omzuna yerleştirdi. Ardından arkasına karısını alarak, sessiz kalabalığı tek sıra halinde, köyün dışında kalan tepedeki mezarlığa götürdü.
Birkaç gün sonra Carmen’in annesi Rosa, küçük kızın tüm elbise ve oyuncaklarını ufak bir sandığa koyarak, başka bir köyün papazına teslim etti. O akşam, Roberto tarladan eve döndüğü zaman, Rosa şöyle dedi: “Bugün Carmen’in eşy…

Sılacı

Mustafa Burak Sezer
Jean Fritz, Çin'de doğmuş‏ ve 1927' ye kadar orada ya‏şamıştı. 12 ya‏şına geldiğinde, ailesine dair ev hatıraları ve Pennsylvania’dan gelen akraba mektupları, onu hiç gِörmediği yerler için sıla hasreti çeken birisine çevirmi‏şti. Jean Fritz'in burada okuyacağımız hatıraları, onu Çinli arkada‏şlarına daha çok yakınla‏ştıran –Büyük Duvardaki- (Great Wall) piknikler dahil,- devrim arifesinde Çin'in çalkantılı sokaklarında, yazarın nasıl hissettiğine dair bir nebze de olsa ışık tutuyor.

  * * *                                     * * *

Gerçekten Hankow'da devrim başladığı zaman, bunu görmezden gelmek imkansızdı. Her iki günde bir sokaklarda çe‏şitli grevler olurdu. Öğrenci grevleri, iş‏çi grevleri, madenci grevleri… Yabancıların Çin'den nasıl tekmeleneceğine ve fakir insanların zenginlerden nasıl para kopartabileceğine dair, yürüyü‏şler, gِösteriler ve haklı olduklarını kanıtlamak için bas bas bağırarak konuş‏an kış‏kırtıcılar vardı. Bizim uşak…

Mutlu Prens

Mustafa Burak Sezer

Oscar Wilde*
Şehir manzarasına hakim olan yüksek bir sütunda, Mutlu Prensin çok beğenilen heykeli dikilirdi. Heykel baştan başa ince, altın yapraklarla kaplanmıştı; gözlerinde iki parlak safir taşı ve kılıcının kabzasında geniş, sürekli parıldayan kan kırmızısı bir yakut vardı.
Bir gece yarısı, küçük bir kırlangıç şehrin üzerinde uçuyordu. Arkadaşlarının bir hafta önce Mısır’a gitmesine rağmen, o güzel bir kamışın aşkına, geride kalmaya karar vermişti. Kamışla, baharın ilk günleri, büyük sarı bir pervane böceğinin(1) ardından nehrin aşağısına doğru süzülürken tanışmıştı. Kırlangıç, kamışın narin, ince beline vurulmuş, bu yüzden onunla konuşmak için durmuştu.
“Seni sevebilir miyim?” dedi Kırlangıç, ki bir çırpıda sadade gelmek istiyordu. Kamış başını eğerek Kırlangıca reverans yaptı; bu onun dilinde ‘evet’ anlamına geliyordu. Bu cevap Kırlangıcı çok mesud etti öyle ki Kamışın etrafında pır pır dönerek uçmaya, kanatlarıyla suya dokunup gümüş dalgacıklar çıkarmaya baş…