Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Denize doğru

yüksek hayal

yüksek hayal
mustafa burak sezer
beraber bir sokakta yürüyoruz
çamurlu, badanasız duvarların arasında
mis gibi yüksek hayal kurmak
sen burada yoksun aslında.

perdelerin ardında bir dünya var
içerlerde bir yerdesin
böyle boyunca uzanmışsın
beraber filan da değiliz.

otobüs durakları terk edilmiş, oturaklar boş
siyah beyaz kâbus görüyor kediler. 

Ekim, 2011, İstanbul
AKATALPA, Kasım 2011

kentin müziği

mustafa burak sezer
yandaki tuvaletten osuruk sesleri geliyor, ilerdeki banyodan balgam sesleri işte bu kentin müziğidir adamım tiksindirici darbelerle seni hırpalar köpürerek kıyılara taşan bir deniz gibi korkutur. kemancılar, gitarcılar, dümbelekçiler bu sesi bastırır durur kentin müziği kirli ve iğrenç yüzünü yağmur yağdığında gizleyemez
o yüzden insanlar yağmurlu havalarda korkunç yalnızlıklarını da alıp iş yerlerine giderler birbirlerini çay ve muhteşem geyiklerle oyalarlar. büyük adamlar parlak takım elbiseleriyle işçiler mavi ve beyaz önlükleriyle ve kadınlar kırmızı rujlarıyla ve ağır parfümleriyle ve çorbacılar kalın defterleriyle hep bir ağızdan kentin o şom, gevşek sakız çiğneyen paslı ağzından birbirlerine doğru yasladıkları abartılı sesleriyle gelirler ve giderler
taşıdıkları amorfik cüsseleriyle bir ceplerinde düşürdükleri geçmişlerini zımpara kağıdıyla parlattıkları o çok gururlandıkları hayal güçleriyle durmadan uyuyarak ve uyanarak perdeleri açıp giyinerek hep aynı sabahı aynı yolları …

yoksa ben insan değil miyim çiçeğim

yoksa ben insan değil miyim çiçeğim
mustafa burak sezer
içimde yavşayan bir coğrafya var / ben insan değil miyim çiçeğim? içimden çıkarıyorum rengarenk paspaslar ayaklarınla bas diye bir günde on beş kere sevişen adam içimden geçiyor / işsizlik gittikçe artıyor çiçeğim geçiyor belli belirsiz bir burukluk bir hüzün içimden / sana gelince çoğalıyor içimden yorgun işçiler geçiyor enselerini soğuk güneşlerin yaktığı içimden ferrari geçiyor satıp bilgeleşemiyorum çiçeğim bu şarkı içimden senin için geliyor çıtır çıtır ye diye beni içimden kızılırmak geçiyor balıklar geçiyor bir de boru hattı geçiyor içimizdeki derin mevzu bizi aşıyor çiçeğim
içimden halkların kardeşliği geçiyor, çeto sen hala burda mısın içimden aşk desem herkes merhaba diyor bayrak açıyor içimden inleyen nağmeli bir çiçek geçiyor / duruyor sonra terlerini soğutuyor o zaman aşk kalbimizde yaşar /onu  suyla büyütürüz çiçeğim ben aynada kendisini göremeyen kişiyim / ıssızlaştıkça çorak bir ülke oluyorum içimden kendi ins…

don-gü

insan şişmanlayınca donu hafifçe yırtılır güzel günler geride kaldı fala inanmıyoruz yeni elbiseler almak, büyümek lazım ama insan büyüyünce erkenden yaşlanır
oturup, bacakları açtıkça eski donlarda deruni bir cart sesi ve kulaklar pür dikkat yırtılışın albenisine kapılır orda bir yırtık don var uzakta
şimdi bol bol alışveriş, böl böl mağazalar kadınlar, ayakkabıcılar ve çantacılar iç çamaşırın markalıları, etiketlileri iki yıl garantili, likralı, bu da şiir mi
diye poflarken şişmanlayınca kaçan donlar var, bu acılı, ketçaplı, ve fevkalade bir şey değil şimdi bu donu on sene yıkaya yıkaya giymişim, kaç ülke gezmişim bu donla
insan zamanla donuna bir arkadaş gibi alışır amma çok don dedim, don, don, don, don dedim, hüzün, acılar, yalnızlık ve aşk demedim türk şiiri demedim, aysel demedim, sana demedim
şimdi üzülmüyorum bu donu çıkarıp atıyorum.
Akatalpa, 138 Haziran









Biz

ne kadar yalnızız biz ikimiz bu dünyanın sonundaki kumsalda terli, korkular içinde ölüler için ilahiler okuyup bakışarak biz ne kadar yalnız
öfkeli, gergin insanların içinde her gün gümbür gümbür bir gürültü her gün isyan bayrakları ve alaturka hüzün her gün biraz daha şişmanlayan masif ağrılar
biz ikimiz dünyanın ucunda yırtık bir bayrak gibi araba seslerinin ve yayaların musikisini dinliyoruz
durmanın bir anlamı yok dünya döndükçe kimse duramaz kimse umursamadan yapraklar düşecek sürekli dalından çocuklar duramaz büyüyecek büyükler duramaz yaşlanacak suyu çekilince kuruyacak bu deniz
kederinden fişini çekmiş bir atlı karıncanın üzerinde oturup hiç kıpırdamadan saatleri sayamayız, koşan bulutları gözleyebiliriz göçmen kuşları, geçen uçakları, değişen gökyüzünü biz ikimiz yorgun bir balıkçı, esmer bir rençper, yaşlı ekmek ustası olamayız
duramayız, zamanı tutamayız, süpernovaları ve yıldızları biz ikimiz elbiseleri dolduramayız ve sayfaları
biz engin dünyanın dingin sahilinde dikilip hadiseleri izleyen sür…

İsyan Manifestosu

--> İsyan Manifestosu ( I )
Coğrafyalarda kan kokusu Kusar kusmuklarını tam tamlar Ey atinin vefakâr kırlangıçları! Ebabil olun dönün taşlarla Korkak köşelerde sizi bekleyen karılar ordusu… Çocukların gözlerinde birer hüzün vakasıdır vatan Sahip çıkılmayan her söz için ölecekler Durup bir an dinlesem toprakları Sonsuza dek uzanan ufuk çizgisinden Savaşın çığırtkan korkakları Saçlarını dikerek delirecekler
(II )
Bu mu öfke damarlarınızda gezinen? Dudaklarınızda nikotin kırıntısı kelimeleriniz var Bu mu Musa’nın Kızıldeniz’den aşırdığı? Heybelerinizde suyu akmış, paslı, sahte, teneke altınlar…
Siz yahudiye piç olan kekemeler korosu ! …