Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Deneme etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Büyük Kentler Üzerine

Büyük Kentler Üzerine Küçük şehirlerin, büyük şehirlere kıyası nedir? Ya da özneyi nesnelerin arasında eriten şey? Yok olma fikri hatırlandığında, daha çok eğlenceye, oyuna bırakıyor kendini. Böylece para bütün hükümleri koyucu, yön belirleyici, yaşam tarzı olarak tek gaye oluyor. Ada dergisi - İstanbul 24 Aralık 2005, Cumartesi
Mustafa Burak SEZER Kalıntısal bir yaşamın uzağında durmak... Kendini soyutlamak... İşte o an bir dervişin gölgesindeyiz. Katastroflardan soyutlanmış olarak. Kalabalık cadde ve sokakların, gece klüpleri ve eğlence merkezlerinin içi hınca hınç insan dolu.

Bu kalabalık yaşamların öznesi haline gelmiş amaç: para. Büyük şehirlerin kaosu. Terkedilmiş ve özlenmemiş hisseden insanın, bu duyguyu içine sokan şey! Küçük şehirlerin, büyük şehirlerle kıyası nedir?

Ya da özneyi, nesnelerin arasında eriten şey? Yok olma fikri hatırlandığında, daha çok eğlence, daha çok oyuna bırakıyor kendini. Böylece para bütün hükümleri koyucu, yön belirleyici, yaşam tarzı olarak tek gaye …

Çingene

Bana bir şarkı söyle. Güzel bir şarkı söyle. Bütün hücrelerimi titretsin ezgilerin. Bana sonsuzluğu düşündürmelisin. Asla ölmeyeceğimi. Haydi! İnandır beni. Başla; çal çengini. Ey Çingene...

Anlamadığım kelimelerini yaklaştır kulağıma. Sesini yükselt. Bağır. Yırtınsın ruhum. Seni anlamasam da mutluyum.

Soyun. Çırılçıplak göster aynanı. İçindekileri yücelt. Beni sonsuzluk tepesine yönelt. Budist rahipler gibi boşluğa atlamak istiyorum. Uçur beni. Söyle... Söyle Çingene. Çal çengini...

Bu mistik anı yitirmek istemiyorum. Gözlerindeki ateşi görmek istiyorum. Yaklaş. Titret dudaklarını. Her bir ses, ayrı bir etki yaratıyor tinimde. Hayat boyu sürüklediğim düşlerimde, aradığım sen olmalısın! Çingene! Bunu da şarkılarına yansıtmalısın.

Dur! Şimdi daha kuvvetli bağır. Daha, daha, daha kuvvetli. Patlat zarlarını alfanın, betanın, gamanın. Bana başka perdelerden seslen. Kimselerin bilmediği bir dilden bana derinlikleri anlat. Daha, daha, daha hızlı çal çengini...

Bu şarkının bitmesini hiç istemiyo…

Aşk Üzerine Birkaç Not

Mustafa Burak Sezer
Aşk zor sanat. Söylemesi zor. Anlatması zor. Aşkın tarifi yok. Tarifleri var. Aşk denen amorfik şeyin sadece kıyısına erişen tanımlamalar bunlar. Aşkın tarifi yok.
Gözlemlerim ve içgüdülerim, aşkın bir tür delilik hali olduğunu söylüyor; mantık fakultelerinin durduğu, aklın duygu tufanı altında boğulduğu zamanların, iç taraflarda ferahlıktan daha çok sıkışmaların zuhur etmesiyle, bir şekil aşk sanatına girişin başladığını söylüyor. Ama aşk değil.
Nasıl Eflatun, yeryüzüne odaklanarak derin tefekküre daldığında, bu alemin "imatation of imitation" -kopyanın kopyası- olduğuna kanaat getirerek bir "idealar alemi" yargısına vardıysa, bende insanların bir şeyleri kopyalayarak, buna his giydirip, acı ve mutluluk giydirip, ve sonra ona ruh üfleyip bütün bu yaşadıklarına aşk demesiyle aşkın kotarıldığına inanmayanlardanım. Aşk yok burada. Yani bu alemde aşkın kopyaları var ama ideleri yok.
Schopenhauer, "Aşkın Metafiziği"nde "Acılar ve mutl…