Oscar Wilde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oscar Wilde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2008 Pazartesi

Mutlu Prens


Oscar Wilde
Oscar Wilde*
Şehir manzarasına hakim olan yüksek bir sütunda, Mutlu Prensin çok beğenilen heykeli dikilirdi. Heykel baştan başa ince, altın yapraklarla kaplanmıştı; gözlerinde iki parlak safir taşı ve kılıcının kabzasında geniş, sürekli parıldayan kan kırmızısı bir yakut vardı.
Bir gece yarısı, küçük bir kırlangıç şehrin üzerinde uçuyordu. Arkadaşlarının bir hafta önce Mısır’a gitmesine rağmen, o güzel bir kamışın aşkına, geride kalmaya karar vermişti. Kamışla, baharın ilk günleri, büyük sarı bir pervane böceğinin(1) ardından nehrin aşağısına doğru süzülürken tanışmıştı. Kırlangıç, kamışın narin, ince beline vurulmuş, bu yüzden onunla konuşmak için durmuştu.
“Seni sevebilir miyim?” dedi Kırlangıç, ki bir çırpıda sadade gelmek istiyordu. Kamış başını eğerek Kırlangıca reverans yaptı; bu onun dilinde ‘evet’ anlamına geliyordu. Bu cevap Kırlangıcı çok mesud etti öyle ki Kamışın etrafında pır pır dönerek uçmaya, kanatlarıyla suya dokunup gümüş dalgacıklar çıkarmaya başladı. Bu onun kur yapma edasıydı ve bu olay tüm yaz boyunca sürdü.
Bununla beraber diğer ebabiller, kamışın hiç bir değeri olmaması ve bir çok ilişkiden uzak olması nedeniyle bunun gülünç ve saçma bir bağlılık olduğunu düşünmüşlerdi. Nehrin su kamışlarıya dolu olması sebebiyle, bu gerçekten doğruydu. Sonbahar eriştiğinde bütün ebabiller uzak ülkelere doğru uçmuşlardı.
Kırlangıç, arkadaşları gidince yalnız hissetmeye başlamış ve çok kısa süre sonra Kamışa duyduğu muhabbetten de usanmıştı. Kırlangıç kamışa, ‘Hanımefendi hiç konuşmuyor ve korkarım daima rüzgârla flört ediyorlar,’ dedi. Bunu farketmişti çünkü ne zaman bir rüzgâr esse, Su Kamışı en göz alıcı reveranslarını sergiliyordu. Herşeye rağmen ondaki evcimen meziyeti sevmişti. Birgün uzun bir yolculuğa çıkma sevdasına kapıldı ve hanımından kendisiyle birlikte gelmesini bekledi.
Sonunda, “Benimle uzağa gelecek misin?” dedi; fakat Kamış başını salladı— bu onun evine çok bağlı olduğunun bir simgesiydi. Kamış ona nazikçe davranıyorken, Kırlangıç piramitlere doğru uçabileceğini söyledi.
Böylece bütün gün boyunca kanat çırptı ve gece vakti bir şehre ulaştı. Nerede konaklayacağı hakkında hiçbir fikri yoktu. Fakat yüksek sütunun fevkinde dikilen heykeli gördüğü zaman, bereketli, temiz hava sirkülasyonu olacağını düşünerek orada konaklamaya karar kıldı. Sonunda tam olarak Mutlu Prensin ayakları arasına inmişti.
Etrafına bakınırken, yumuşak bir edayla, “Benim altın bir yatağım var,” dedi ve uyumak için hazırlandı. Fakat tam başını kanatları altına koyuyorken, kocaman bir yağmur damlası üzerine düşüverdi. Bir nebze endişelendi çünkü gökyüzünde bir tane bile bulut yoktu. Yıldızlar bile tamamen parlak ve berraktı, ve buna rağmen yağmur hâlâ yağıyordu.
Belli bir süre sonra başka bir damla daha düşüverdi.
“Eğer yağmurdan beri kılmıyorsa, bir heykelin ne faydası olabilir ki?” dedi. “İyi bir baca aramalıyım,” diyerek tamamen uzaklara doğru kanat çırpmaya niyet etmişti.
Ama kanatlarını açmadan önce, üçüncü bir damla daha düşüverdi; yukarı baktığında Mutlu Prensin gözlerinin yaşlarla dolu olduğunu gördü; damlalar altın yanaklarından aşağıya doğru kayıyordu. Prensin yüzü ayışığında çok güzeldi, bu küçük Kırlangıcın kalbini merhametle doldurdu.
“Sen kimsin ki?” dedi.
“Ben Mutlu Prensim.”
“Öyleyse neden ağlıyorsun?” diye sordu Kırlangıç “beni adamakıllı ıslattın.”
Mutlu Prens hayattayken, ıstırap ve kederin girmesine katıyyetle izin verilmediği, Sans-Souci Sarayında yaşadığını ve göz yaşlarının ne olduğunu bilmediğini söyledi. O baştanbaşa eğlence ve zevklerle kuşatılmışken çok mesud ve bahtiyardı. Gün boyunca saraylı arkadaşlarıyla bahçelerde oynar, akşam karanlık çökünce de muazzam balolarda dansları yönetirdi. Bahçe yüksek duvarlarla çevrelenmişken, prens asla bu duvarların ardında neyin yattığını sormamıştı—herşey onun için çok harikulâdeydi. Saray maiyeti onu Mutlu Prens diye çağırırdı—ve hakikaten o da mutluydu.
Ölümünden sonra, büyük bir heykelini inşa ederek, yüksek bir tepeye koydular ki şehrinin tüm çirkinliklerini ve ıstıraplarını görebilsindi. Her şeye rağmen kalbi kurşundan yapılmıştı. Henüz hissedemiyordu ama ağlayabiliyordu.
Mutlu Prens hafif, müzikal bir ses tonuyla, “Irakta, küçük bir sokakta fakir bir ev var. Pencerelerden biri açık, ve oradan masaya çökmüş bir kadını görebiliyorum. Yüzü ince ve yorgun, kırmızı elleri pürüzlü ve kaba, hepsi iğneyle delik deşik olmuş, ki onlar bir terzinin eli. Kraliçenin bakireliği onuruna verilecek balo için atlas bir tuvalet üzerine çarkıfelek(2) çiçekleri nakşediyor. Odanın köşesindeki yatakta,, küçük oğlu hasta yatıyor. Oğlunun humması var ve portakal yemek istiyor. Annesinin ırmak suyundan başka ona verebileceği hiçbir şeyi yok, bu yüzden oğlu ağlıyor. Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç, lütfen kılıcımın kabzasındaki yakutu sökte ona ver. Ayaklarım bu kaideye çakıldığından beri hareket edemiyorum.”
Kırlangıç, arkadaşlarının onu Mısır’da beklediğini ve oraya yönelmesi gerektiğini söyledi. Fakat Prens çocuğun susuz kaldığını ve annesinin çok üzgün olduğunu söylerek, oraya gitmesinde ısrar etti.
“Erkek çocuklarından hoşlandığımı pek sanmıyorum,” dedi Kırlangıç. “Geçen yaz, ben nehirde kalırken, iki tane kaba çocuk vardı, değirmencinin oğlanları... Onlar bana sürekli taş attı. Elbette, asla isabet ettiremediler; biz ebabiller bu iş için çok yükseklere uçarız, bunun yanında, atik ve kıvraklığıyla nam salmış bir aileden geliyorum; ama yine de, bu yaptıkları saygısızlığın alemetidir.”
Fakat Kırlangıç, Mutlu Prensin yüzündeki ıstıraplı bakışı gördüğü zaman, bir gece için kalarak, onun elçisi olmaya karar verdi. Böylece harikulâde yakutu Prensin kılıncından söktü ve gagasında kırmızı yakut olduğu halde şehrin çatıları üzerinden süzülerek uçtu.
Katedral Kulesini geçti. Sarayı geçerken çok güzel bir dilberin, balkonda aşığıyla konuştuğunu gördü. “Umarım elbisem, eyalet balosu için zamanında hazır olur,” dedi; “Üzerine çarkıfelek çiçekleri nakşolunmasını emrettim, ama terzi çok tembel birşey...”
Nehrin üzerinde süzülerek, gecekonduların olduğu mıntıkaya ve oradan nihayet fakir eve ulaştı. Çocuğu yatağında humma ile güreşirken buldu. Annesi çok yorgun olduğu için uyuya kalmıştı. Kırlangıç pencereden içeriye hopladı ve harikulâde yakutu terzi kadının yüksüğünün yanına ileştirdi. Sonra yatağın etrafında usulcacık kanat çırptı ve kanatlarıyla çocuğun alnını serinletti. Çocuk serinlediğini hissederek daha iyi olduğunu düşündü, ve tedricen derin bir uykuya daldı.
Sonra Kırlangıç, Mutlu Prense doğru uçtu, ve neler yaptığını bir bir anlattı. Herşeye rağmen hava soğuktu ama o tatlı bir sıcaklık hissetti. Prense göre o böyle hissetmişti çünkü erdemli bir amel gerçekleştirmişti. Küçük Kırlangıç bunu düşünerek uykuya daldı.
Gün doğduğu zaman, nehre doğru uçtu ve yıkandı. Kırlangıç o gece Mısır’a gitme düşüncesiyle çok neşeliydi. Bütün halk anıtlarını ziyaret etti ve kilisenin kulesinde uzun süre oturdu. Serçelerden topladığı hayran bakışlarla eğlendi ve bu ona asil bir görünüşü olduğunu düşündürdü.
Ay yükseldiği zaman, Kırlangıç Mutlu Prense doğru uçtu ve hazır Mısır’a doğru sefere çıkmak üzereyken, oradan herhangi bir isteği olup olmadığını sordu. Fakat Prens, bir gece daha kalması için rica etti.
“Mısır’da bekleniyorum.” Dedi Kırlangıç.
“Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç,” dedi Prens, “Irakta, şehrin karşısında, bir evin tepesinde, çok küçük, konforsuz bir odada genç bir adam görüyorum. Kâğıtlarla kaplanmış bir sıranın üzerine eğiliyor. Yanındaki su bardağının içinde solmuş mor menekşeler var. Tiyatronun direktörü için bir oyunu tamamlamaya çalışıyor ama ısınmak için hiç ateş yokken ve üstelik çok soğukken yazmak hiç te kolay değil, ve bunun üzerine açlık onu soldurdu.”
Kırlangıç iyi bir kalbe sahip olduğu için, bir gece daha kalmaya karar verdi.
Fakat, Prens artık yakutu olmadığı için, Kırlangıçtan, gözünden, pek nadir bulunan safirlerden birisini çekip çıkarmasını ve genç adama vermesini istedi, böylece onu bir kuyumcuya satabilecek, ekmek ve odun alabilecek ve eserini bitirebilecekti.
Sonuçta Kırlangıç, Prensin gözünü söktü ve öğrencinin evine doğru uçtu. Çatıda bir delik olduğu için içeriye gitmek hiç te zor olmamıştı.Genç adam başını kolları arasına gömdüğü için, kuşun kanat çırpışlarını duymadı. Başını yukarı kaldırdığı zaman solgun menekşeler üzerinde yatan harikulâde safiri gördü.
Genç adam, bu hediyenin, çalışmalarının kadrini bilen büyük bir hayranı tarafından verildiği düşüncesiyle çok mesud oldu. Şimdi oyununu tamamlayabilirdi.
Ertesi gün Kırlangıç şehir limanına doğru uçtu ve tayfaların muazzam sandıkları muazzam halatlarla gemi ambarlarından dışarıya çıkarışını seyretti. Ay yükseldiğinde, Mısır’a gitmeden önce hoşça kal demek için Mutlu Prense doğru kanat çırptı.
Ama Prens ondan bir gece daha kalmasını rica etti, öyle ki Prensin diğer gözünü de çekip çıkarabilir ve kibritlerini yol kenarındaki oluğa düşürüp heba ettiği için durmadan ağlayan kibritçi-kıza verebilirdi. Şimdi eve gitmekten korkuyordu çünkü babası para getirmediği için onu dövebilirdi.
“Seninle bir gece daha kalacağım,” dedi Kırlangıç, “fakat gözünü çekip çıkaramam. O zaman tamamen kör olursun.”
“Kırlangıç, Kırlangıç, küçük Kırlangıç,” dedi Prens, “sana nasıl buyurduysam öyle yap.”
Böylece Kırlangıç, Prensin diğer gözünü de çekip çıkardı, ve kibritçi-kızın üzerinden süzülürken, mücevheri kibritçi-kızın küçük avuçları arasına kaydırdı. Küçük kız safiri görünce çok mutlu oldu; elindekinin sevimli bir cam parçası olduğunu düşünüyordu. Neşeli kahkahalar atarak eve koştu.
Sonra Kırlangıç Prensin yanına döndü.
“Sen şimdi körsün,” dedi, “bunun için sonsuza dek seninle kalacağım.”
Küçük Kırlangıç, evvelden Prense ardı ardına gitmek fikrini yinelese de, Mısır’a gitmedi. Prensin omzuna oturabilir ve ona gördüğü, gezdiği ülkelerden hikâyeler anlatabilirdi. Fakat Prensin duymak istediği tek şey kendi şehrinde acı ve ıstırap çeken erkek ve kadınların halini bilmekti.
Böylece Kırlangıç muazzam şehrin üzerinde uçtu, dilencilerin kapılarda otururken, zenginlerin evlerinde alem ve cümbüş yaparak eğlendiklerini gördü. Açlıktan kıvranan, yüzleri hastalıktan solgun ve mat çocuklar gördü. Kırlangıç yine, birbirlerinin kolları üzerine yatmış, birbirlerini ısıtmaya çalışan aç ve üşümüş iki erkek çocuğu gördü.
Sonra Prense doğru uçtu ve gördüklerini anlattı. Prens, üzerini kaplayan bütün altın tabakaları sökmesini ve fakirlere dağıtmasını söyledi. Bu onları mutlu edebilirdi.
Böylece Kırlangıç, Prens cansız ve gri gözükünceye kadar üzerini kaplayan bütün değerli altın yaprakları teker teker söktü. Sonra onları fakirlere verdi. Onların çocukları yiyecek bir ekmekleri olduğu için şimdi gülebilir ve neşeli oyunlar oynayabilirlerdi.
Kar yağmaya başladığında, herkes kürklerini giydi, ve küçük erkek çocukları kırmızı kasketlerini kuşandı. Ama zavallı küçük Kırlangıç, gittikçe daha çok üşüdü. Hâlâ çok sevdiği Prensi terk etmemişti.
Kırlangıç fırıncı bakmıyorken, fırının kapısı önündeki ekmek kırıntılarını topluyor ve kendisini ısıtmak için kanatlarını çırpıyordu.
Ama nihayet öleceğini biliyordu. Prense doğru yeniden uçmak, omzuna konmak, elini öpmek, ve ona elveda diyebilmek için çok az bir takâti kalmıştı. Sonunda Prensin ayakları ucuna ölü olarak düştü.
O an heykelin içinden tuhaf bir çatlama sesi geldi— Prensin kurşun kalbi havanın ayazından ve donundan dolayı ikiye ayrılarak kırılmıştı.
Sabahın erken saatlerinde, Belediye Başkanı ve şehir encümeni, heykelin safirsiz gözlerini, bedenini saran ince, değerli altın yaprakları olmayan çıplak vücudunu ve yakutsuz kılıcını gördükleri zaman, onun pejmürde gözüktüğünü söylediler. Hakikaten, Prensin bir dilenciden biraz daha iyi göründüğüne hem fikir oldular. Ayrıca Prensin ayak ucunda yatan Kırlangıç ölüsünü de gördüler.
Sonunda, artık güzel olmadığı için Prensin heykelini yüksek sütundan aşağıya indirdiler. Sonra heykeli fabrika ocağında erittiler. Daha sonra Belediye Başkanı bir toplantı düzenleyerek, metal ile ne yapılacağını tartıştı. Belediye Başkanı ve şehir encümeni şimdi oraya kimin heykelinin dikileceği üzerine birbirlerine girdiler. Her biri kendi heykelini diktirmek istiyordu.
“Ne tuhaf şey!” dedi, heykeli eriten fabrikadaki adamlardan biri. “Bu kırılmış kurşun kalp ocakta erimiyor. Bunu atmalıyız.” Böylece kurşun kalbi bir toz yığınının içine attılar; orada Kırlangıcın ölüsü yatıyordu.
* * *
“Bana şehrin en kıymetli şeylerini getirin,” dedi, meleklerinden birine Tanrı; ve melekler O’na kurşun kalbi ve ölü ebabili getirdiler.
“Siz hakkıyla bir seçim yaptınız,” dedi Tanrı, “Benim Cennetimin bahçesinde bu küçük kuş ebediyyen şakıyacak, ve altın şehrimde Mutlu Prens beni methedecek.”
-Son-
Çeviri: Mustafa Burak Sezer
2006-10-21 / İslamabad
Yedi İklim, Sayı 214
Ocak 2008

*Oscar Wilde İrlanda’nın Dublin kentinde doğdu. Gerçek adı Oscar Fingal O’Flahartia Wills Wilde’ dir. 20 yaşında, Wilde Oxford Üniversitesinde okumak için İrlanda’yı terk etti. Zamanla önem verilen bir ilim adamı ve düşünce gücü oldu. Çok kısa süre sonra çok iyi bilinen bir halk figürüydü, fakat esas başarısı Mutlu Prens (The Happy Prince) ve Diğer öyküleri 1888’de basılıncaya kadar gerçekleşmedi. Bu peri-cin masalları ve kıssalarında, Wilde kendi melekesiyle iyi-uyumlu, edebi bir form oluşturdu.
Wilde yalnızca, Dorian Gray’in Portresi (The Picture of Dorian Gray) adı altında tek bir roman kaleme aldı.(1890) Bu eseri, tamamen haz ve güzelliğe adanmış bir hayatın yıkıcı yanını göstermiştir ki haddi zatında Wilde’ın kendi özel yaşamıyla paraleldir.
Wilde’ın bir araya getirilen piyesleri, onun en önemli çalışmalarıdır. Lady Winder-Mere’in Hayranı (Lady Winder-Mere’s Fan 1892), Önemsiz Kadın (A Woman of No Importance 1893), ve İdeal Bir Koca (An İdeal Husband 1895) yüksek komedyası ve nükteleriyle popüler dramalar olarak bilinir.
Wilde’ın kısa-öykülerindeki en önemli tema, çocuklara verilen yetişkin sorumluluğu fikridir. Mesala, Bencil Dev’deki (The Selfish Giant) çocuğun rolü, deve çocuk yetiştirme sanatını öğretmektir. Wilde, çocuğun dünyasını muazzam bir şefkat ve hassaslıkla belirler.
1895’te, Wilde kariyerinin zirvesindeydi ve üç başarılı oyunu şehrin tiyatrolarında aynı anda gösteriliyordu. Fakat umutsuz bir kanuni çekişmenin içine karıştı ve iki yıl hapis ve kürek cezasına çarptırıldı. Wilde’ın hapishâne tecrübelerinden, onun en mükemmel şiiri neşet etti, Gaul Okuma Baladı (The Ballad of Reading Gaul 1898)
Serbest bırakıldıktan sonra İngiltere’yi terketti; yara almadan sağ kalan düşünce gücü ve nüktedanlığı hariç, sağlığı, ekonomik durumu ve yaratıcı enerjisi iflas etti. Üç yıl sonra Fransa’da öldü.(Ç.N)

Pervane böceği:
kelebek ailesi ile akrabalığı bulunan, fakat onlar kadar parlak renkli olmayan, çoğunlukla geceleri uçan ve ışığa doğru yönelmekten kendini alamayan geniş kanatlı bir böcek (moth)
Çarkıfelek: genl. sıcak ülkelerde yetişen, iri çiçekli, yumurta biçiminde yenilebilen bir meyva(passionfruit) veren, tırmanıcı bir bitki.(passion-flower)

Etiketler

300 (1) Allen Ginsberg (2) Amaççı Yanılım (1) Amiri Baraka (3) Ardengo Soffici (1) Aşk (1) Attila İlhan (1) Cahit Koytak (1) Cemal Süreya (2) CHP (1) Cody Walker (2) Çeviri Öykü (3) Çeviri Şiir (31) Daniel Defoe (1) David Lerner (1) Deneme (3) Diane Di Prima (1) Dictionary of Poets (3) Dimitris Dimosthenous Lentzis (1) Eleştiri (10) Ezra Pound (1) Faiz Ahmed Faiz (2) Footnote to Howl (1) Füruğ Ferruhzad (1) Gregory Corso (1) Henry Fielding (1) Hindistan (1) Hip Hop (1) Hüseyin Cöntürk (1) İngiliz Romantik Şiiri (1) intertextuality (1) İsmet Özel (1) J.A.Cuddon (1) James Merrill (1) Jean Fritz (1) Jeanne Murray Walker (1) Joseph Andrews (1) Julia Kristeva (1) Kamala Das (2) Karen Chase (1) Kay Ryan (1) Liang Xiaoming (1) Lisa Lewis (1) Louise Glück (1) Mahmut Derviş (1) Margaret Atwood (1) Maria Wong (1) Mehmet Akif Ersoy (1) Mehmet Aycı (1) Mein Kampf (1) Metinlerarasılık (1) Mikhail Bakhtin (1) Morning of Hayyam (1) Muhammed İkbal (3) Mustafa Burak Sezer (22) Müzik (1) Nazım Hikmet (1) Necip Fazıl Kısakürek (1) Niels Hav (1) Orhan Veli (1) Oscar Wilde (1) Ountlandish (1) Öykü (5) Parveen Shakir (1) Poetry (1) Poetry in Turkish Translation (20) Post-Modernizm (1) Postmodernist Sanat (1) Robinson Crusoe (1) Senaryo (1) Sezai Karakoç (1) Sinema (1) Söyleşi (2) Sözlük (5) Steve Scafidi (1) Sümeyye Çomaklı (1) Şairler Sözlüğü (3) Şiir (11) T. S. Eliot (1) The Handmaid's Tale (1) Trevanian (1) Turkish Poetry (11) Ünsal Ünlü (1) Valzhyna Mort (1) Vera Pavlova (1) W. K. Wimsatt (1) W.H. Auden (1) William Butler Yeats (1)