Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Poetry in Turkish Translation etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Gökkuşağı

Gökkuşağı
Ardengo Soffici
36 yıllık kalbine yedi fırça darbesi indir, dün 7 Nisan'da ve aydınlat antik mevsimlerle eskimiş yüzünü.
Hayatı atlı karıncaların nikel sirenleri gibi sürdün,
Etrafta, Bir şehirden diğerine, felsefeden hezeyana, Aşktan şehvete, görkemden sefalete: Ne bir kilise, sinema, okuma salonu veya taverna var, bilemezsin;
Her ailenin yatağında uyudun.
Unutulmuş tüm hüzünlerden Bir karnaval yapılabilir Şemsiyeli Avrupa kafelerinde. Yola çıkmak duman arasında, yataklı vagonlar içinde kuzeye, güneye giderek, mendillerle.
Ülkeler, saatler, Seninle ay gibi, köpekler gibi her yere gelen bazı sesler var; Ama sabahın renklerini Ve rüyaları karıştıran bir sirenin ıslığı yine unutulmamış, ne de topaz koltukaltlarında boğulan falanca gecelerin parfümü. Bu soğuk fulyalar burada, masanın üzerinde mürekkebin yanında Rouen'de Hotel des Anglais'in 19 numaralı odasının duvarlarına boyanmıştı. Bir tren penceremizin altından Geceleyin Quai'ye doğru yürüyordu Sicilya şarapları fıçıları arasında r…

Beaux Arts Müzesi

--> -->Beaux Arts Müzesi
W.H. Auden
Acı çekmekte asla yanılmadılar Eski ustalar, insan doğasını çok iyi anladılar Birisi yerken veya pencereyi açarken veya yürürkenki hallerini İhtiyarlar saygıyla, tutkuyla beklerken Mucizevî bir doğumu, her zaman bunun olmasını istemeyen Ormanın ucundaki gölette paten kayan çocuklar vardı Asla unutmazlardı Korkunç şehitlik bile rotasında seyretmeliydi Nasıl olsa bir köşede, dağınık bir yerde Köpeklerin köpekçe yaşamlarına devam ettiği ve işkencecinin atının Masum kıçını kaşıdığı ağaç.
Breughel’in Ikarus’unda mesela, nasıl her şey Bir felaketten yavaşça dönüşür, çiftçi fışırtıyı ve ıssız çığlığı duyabilir ama bu onun için önemli bir kusur değildir, güneş parlar Beyaz bacakların üzerinde yeşile çevrilir Su ve pahalı zarif gemi harikulade bir şey görmelidir Bir yerlere gidecek ve sakince yelken açacak, Gökyüzünden düşen bir çocuğu.
Çeviri: Mustafa Burak Sezer İkindi Yağmuru, Nisan/Temmuz '10

Karen Chase: İzdiham

--> İzdiham*
Karen Chase
aşkımız kısa zarif aşklardan değil ama akıntıya karşı, aşağı uzun içeride — sözdizimli, empoze edilmiş, yapışık ve tıkanmış, sensin, yakıcı, büyütücü, hıncahınç bir sürü dörtlüğün adamı, yüreklendirici – aşk dizelerden sana koşuyor, dizelerden bana ve ben sana, nehirden denize ve denizden karaya, kaygısız bir sahili vuruyor, gezegendeki yolların içinden kıvrılıyor – vatan hey! su hey! – aşk nihayetsiz, akıyor sularım sen nerdeysen, benim bilinç akımım.
*Ayı (Bear) adlı kitaptan alınmıştır. (Bear by Cavenkerry Press) Çeviri: Mustafa Burak Sezer Yedi İklim Sayı 231 Nisan 2010
Karen Chase, Massachusetts, Berkshire Dağlarında yaşıyor. Şiirleri, The New Yorker, The New Republic, The Gettysburg Review, Southwest Review ve The Yale Review gibi dergilerde yayınlanıyor. Kazimierz Square (Kazimierz Meydanı) adlı şiir kitabı 2000 yılında Foreword Dergisi tarafından En İyi Indie Şiir Kitapları Ödülüne aday gösterildi. Şiirleri (The Norton Introduction To Poetry, The Norton Introduct…

Bizi Rüzgâr Götürür

-->Bizi Rüzgâr Götürür
Füruğ Ferruhzad
Bu küçücük gecede Rüzgârın ağaç yapraklarıyla bir randevusu var Bu küçücük gecede yıkımın ızdırabı Dinle Karanlık esiyor duyuyor musun? Bu mutluluğu bir yabancı gibi izliyorum Çaresizliğime bağlandım.
Karanlık esiyor duyuyor musun? Gecenin içinden bir şey geçiyor Ay kıpır kıpır ve kırmızı Terasın üstünde ufalanan sürekli bir kaygı Örter gibi yas tutanların alayını Yağmuru bekliyor. Bir an Ve sonra hiçbir şey yok Bu camın ardında gece titriyor Dünya duruyor bu camın ardında İsimsiz bir şey bizi izliyor.
Ey yeşil baştan aşağı Ellerini yakan bir hatıra gibi yasla Aşk dolu ellerime Aşk dolu dudaklarımı Dudaklarınla okşa Varoluşun sıcacık sezgisi gibi Rüzgâr bizi götürür Rüzgâr bizi götürür. Çeviri: M. B. Sezer BH SANAT Mart-Nisan 2010 The Wind Will Take Us In my small night, ah
the wind has a date with the leaves of the trees
in my small night there is agony of destruction
listen
do you hear the darkness blowing?
I look upon this bliss as a stranger
I am addicted to my …

Mezarlık Kapıları için Dizeler

-->
-->
--> Mezarlık Kapıları için Dizeler
Steve Scafidi
Sedirden yapılmış Farsça coğrafya ve gitar kitaplarına mecburduk. Ağzımız bozuktu ve Eyfel Kulesinden kar düşerken titrerdik. Tabaklarımız vardı ve kaşta uyuyan bir pirenin uğursuz rüyaları. Varoluşun hüznü sonradan bir çeşit hazza dönüşüyor ve herkes yok oldukça acı çekiyordu. Kendi üzerlerinde akan nehirlerimiz, yeşil
moleküller, koyunun ağır gözleri vardı; ve eşyadan menfaatimiz. Bilirdik binlerce çeşit çayın adını. Diğer minik sıçanlar dururken karanlıkta beyaz sıçanımız vardı.
Acı. Sahip olduğumuz şeyi bilmedik. Minik mavi kavanozlarda iyota, ve okaliptüs ağaçlarına sahiptik Küçük uzak yıldızların mizana direkleri içinden döndü Mars bizimle birlikte.
Zillerin çıngırdamasına ve her şey için

1. Gazel

-->1. Gazel
Muhammed İkbal
Şayet yıldızlar yolunu şaşırsa— cennet benim mi yoksa senin mi? Dünyanın gidişatına endişelenmeli miyim? Öyleyse dünya benim mi yoksa senin mi? Eğer sonsuzluk tutkunun fırtınalarından yoksunsa, kimin hatası tanrım! bu sonsuzluk çok anlamsız olmalı— benim mi yoksa senin mi? Nasıl olur da zamanın ilk şafağında bir Melek isyan eder? Bunu bilmeli miyim? Kimin sırdaşıydı Şeytan— senin mi yoksa benim mi? Cebrail senin, Muhammed senin, senindir Kur’an; yine de zarif kelimelerde kimin en mahrem ruhu yazılmıştır— benim mi yoksa senin mi? Ve insan, topraktan olan bu yıldızın parlaması senin dünyanı ışıtır— Şayet türü hastalanırsa bu kimin kaybıdır: benim mi yoksa senin mi?
(Cebrail’in Kanatları’ndan)
Çeviri: M. B. Sezer

Ghazal No. 1
If the stars wander from their path—is heaven mine, or Yours? Should I care how the world goes? is the world then mine, or yours? If all eternity be void of passion’s storms, whose fault, God! that eternity should be so barren—mine, or Yours? How could…

Liang Xiaoming: Biri Diğerine

--> Biri Diğerine
Liang Xiaoming
Sen ve ben kendi bardaklarımızı tutuyoruz Her birimiz kendi çayını içiyor Birbirimize gülümsüyoruz Ve zarifçe başımızı sallıyoruz Tamamen hijeniğiz Herkes kendi adına konuşuyor
Herkes kendi parmaklarını sayıyor Herkes bir fikir söylüyor Herkes bir fikirle geliyor Ve sonunda Kendi yollarına gidiyorlar
Antrede el sıkışıyoruz Herkes öbürünün gözlerine bakıyor Merdivenlerin başında Eğer sen önden gidiyorsan Sana el sallıyorum Yine gel diyorum Eğer önce ben gidiyorsam Bana el sallıyorsun Acele etme diyorsun Her birimiz kendi parkasını sıkıyor Şayet yağmur yağıyorsa Kendi yolumuza gidiyoruz.
Çeviri: M. B. Sezer
Akbük, Ocak-Şubat 2010 Sayı 3
Each to Each
You and I each hold our own cups
We each drink our own tea
We smile at each other
And nod with elegance
We are quite hygienic
Each person speaks of his own affairs Each person counts on his own fingers
Each person expresses an opinion
Each person comes away with an opinion
And finally
They go their own way

In the doorway we shake h…