Sözlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sözlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2008 Cuma

Trevanian



Trevanian diyor ki:

“Başlangıçtan beri doğru için yazdım, estet için veya akademik ya da entelektüellik için değil, sadece günlük hayatın her zamanki canlı ve hassas kişisini anlatmak için. Konuları, sosyal ve politik ilgileri seçmek benim için bir zevk ve ayrıca bir işti ve havas edebiyatında karşılaştığımız duygusal çağrışımlar ve onları janra edebiyatı olarak ifade ettiğimiz idiomlar ve teknikler: ileriye-sıçrayan öykü, keskin karakter, hızlı diyalog ve anlatının kaçınılmaz lokomotifi. (Bir öyküde durma anlarında araya iliştirdiğimiz “ve” ile ve tekrar başlamak için “sonra” ile ve mekanizma son vitesteyken “bu yüzden” linkleriyle anlatı mekanizmasının işlediğini fark edersiniz.) Öykünün bu unsurları, saf romanın kaygılarının hem tüketilmesini hem de kolayca özümsenmesini sağlar.

Eğer pek çok başarılı yazarın yaptığı gibi tek bir sanat janrasına tutunup yazsaydım daha fazla para kazanabilirdim. Birçok okuyucu kitapları bir kaçış için tüketir ve kısa bir süre sonra kendi tür tercihleri gelişir. (Ya da kendi uyuşturucu maddelerini keşfederler.) Eğer bir yazarın kendilerine çalıştığını keşfederlerse, diğer çalışmalarını da okurlar, böylece yazar diğer üç, dört eski kitabını da satmış olur. Yani, aynı türe odaklanmak mali yönden mantıklıdır, ama ben aynı türü tekrar tekrar yazmaktan sıkılırdım. Kitabımın, taşıdığı sosyal, felsefi ve politik mesajlarla birlikte kendi türünün mükemmel bir örneği olmasıyla ilgiliyim-- ama seçmek zorunda olsaydım, öykü unsurlarını korurdum. Vaaz vermeye başladığımda okuyucuyu kitabı duvara fırlatmasından alı koymak için her romanı yeterli öyküyle, aksiyon ve hızlı diyaloglarla sırılsıklam ederim.

Janraları değiştirmek benim için çok çekiciydi, ama okuyucularımın bu janraları takip etmesi, mesela casus polisiyesinden, Erwardian romansa geçmem anlaşılır bir şekilde zordu ve zamanla bazıları beni okumayı bıraktılar. Bununla beraber, tatmin edici ölçüde geniş bir okuyucu kitlesi Trevanian’ı kariyeri boyunca takip etti. Trevanian hayranları enteresan bir grup, tür tiryakisi değil, besbelli dikkatli bir işçiliğin öğelerini ve sağlam bir öykücülüğü anlayıp, takdir ediyorlar.”

17 Temmuz 2008 Perşembe

amerika'nın yeni büyük şairi: kay ryan




new york times, kay ryan'ın amerika'nın poet laureatesi -büyük şairi- olduğunu bildirdi. şair, charles simic'in halefi olarak 1986'dan beri verilen büyük şair ünvanının 16. sahibi olacak. elli yıl önce, 1937'den 86'ya kadar, poet laureate ünvanı “consultant in poetry to the Library of Congress.” olarak etiketlendi. (kongre kütüphanesi şiir mütehassısı)

kay ryan 1945'te california'da doğdu ve san joaquin vadisi ve mojave çölü'nün küçük kasabalarında yetişti.

ryan çeşitli şiir kitapları yayınladı; bunlar içinde the niagara river (grove press, 2005); say uncle (2000); elephant rocks (1996); flamingo watching (1994), bu kitap lamont poetry seçkisi ve the lenore marshall ödüllerinin finalistiydi; strangely marked metal (1985); and dragon acts to dragon ends (1983). gibi kitaplar var.

çalışmaları hakkında j.d. mcclatchy şöyle der: ryan'ın şiirlerinin erik satie minyatürleri veya joseph cornell'in kutuları gibi yoğun, neşeli ve tuhaf ilişkileri vardır. bugünün edebi kültüründe ryan bir anomalidir: dickinson gibi şiddetli ve eliptik ve frost gibi kaygısız ve eseflidir."

ryan'ın ödülleri arasında ruth lilly poetry prize, guggenheim fellowship, ıngram merrill award, national endowment for the arts'tan dostluk ödülü, the Union league poetry prize, the maurice english poetry award, ve üç pushcart ödülü var. çalışmaları dört defa en iyi amerikan şiiri (the best american poetry) ve amerikan şiirinin en iyilerinin en iyisi (the best of the best american poetry) seçildi. (1988-1997)

ryan'ın şiir ve denemeleri the new yorker, the atlantic, poetry, the yale review, paris review, the american scholar, the threepenny review, parnassus, ve diğer dergi ve antolojilerde yayınlandı. şair entertainment weekly tarafından "it list" olarak adlandırılmış ve şiirlerinden biri new york merkez hayvanat bahçesi ve parkına sürekli kalmak üzre yerleştirilmişti. 2006'da america şairleri akademisinin (chancellor of the academy of american poets) şansölyesi olarak seçilmişti. 2008'de ryan library of congress'in 16. poet laureate'si olarak seçildi. 1971'den beri marin county ile birlikte california'da yaşıyor.


video




Kay Ryan, Outsider With Sly Style, Named Poet Laureate


-->





Correction Appended
When Kay Ryan was a student at the University of California, Los Angeles, the poetry club rejected her application; she was perhaps too much of a loner, she recalls. Now Ms. Ryan is being inducted into one of the most elite poetry clubs around. She is to be named the country’s poet laureate on Thursday.


Peter DaSilva for The New York Times
Kay Ryan, 62, will become the country’s 16th poet laureate.



Known for her sly, compact poems that revel in wordplay and internal rhymes, Ms. Ryan has won a carriage full of poetry prizes for her funny and philosophical work, including awards from the Guggenheim Foundation, the National Endowment for the Arts, and in 2004, the Ruth Lilly Poetry Prize, worth $100,000.
Still, she has remained something of an outsider.
“I so didn’t want to be a poet,” Ms. Ryan, 62, said in a phone interview from her home in Fairfax, Calif. “I came from sort of a self-contained people who didn’t believe in public exposure, and public investigation of the heart was rather repugnant to me.”
But in the end “I couldn’t resist,” she said. “It was in a strange way taking over my mind. My mind was on its own finding things and rhyming things. I was getting diseased.”
Dana Gioia, a poet and the chairman of the National Endowment for the Arts, was an early supporter of Ms. Ryan’s work, describing her as the “thoughtful, bemused, affectionate, deeply skeptical outsider.”
“She would certainly be part of the world if she could manage it,” he said. “She has certain reservations. That is what makes her like Dickinson in some ways.”
Poets, editors, critics and academics around the country offered advice to James H. Billington, the librarian of Congress, about whom to choose to succeed Charles Simic as the nation’s 16th poet laureate, who was appointed 2007. Ms. Ryan’s work has “this quality of simplicity; it’s highly accessible poetry,” Dr. Billington said. “She takes you through little images to see a very ordinary thing or ordinary sentiment in a more subtle and deeper way.”
Ms. Ryan likes to take familiar images and clichés and reincarnate them in a wholly original form. “The Other Shoe” reads:
Oh if it were
only the other
shoe hanging
in space before
joining its mate.
Her poems are spare. “An almost empty suitcase, that’s what I want my poems to be, few things,” Ms. Ryan said. “The reader starts taking them out, but they keep multiplying.”
Ms. Ryan grew up in small towns throughout the San Joaquin Valley and Mojave Desert. Her mother taught elementary school. A nervous person, her mother craved quiet, so there was virtually no television or radio playing in the home, Ms. Ryan said. In “Shark’s Teeth” she writes, “Everything contains some silence.” The poem continues:
An hour
of city holds maybe
a minute of these
remnants of a time
when silence reigned,
compact and dangerous
as a shark.
Her father was a dreamer. She once said he could “fail at anything,” having tried selling Christmas trees, drilling oil wells and working in a chromium mine.
It was after his death, when she was 19, that she started writing poems. But Ms. Ryan said she always had mixed feelings about it. “I wanted to do it, but I didn’t want to expose myself,” she said.
After briefly attending Antelope Valley College, she transferred to U.C.L.A., where she earned both a bachelor’s and master’s degree in English.
She moved to Marin County in 1971 and lives there now, with her partner, Carol Adair.
In 1976 she finally realized that she could not escape the poet inside her. She had decided to ride a bicycle from California to Virginia in 80 days. Riding along the Hoosier Pass in the Colorado Rockies, she said, she felt an incredible opening up, “an absence of boundaries, an absence of edges, as if my brain could do anything.”
“Finally I can ask the question: Can I be a writer?” The answer came back as a question, she said. “Do you like it?”
“So it was quite simple for me. I went home and began to work.”
Public recognition came slowly. It took 20 years for her to receive acclaim for her work. “All of us want instant success,” she said. “I’m glad I was on a sort of slow drip.”
Ms. Ryan has carved out a life conducive to poetry writing. She has taught the same remedial English course at the College of Marin in Kentfield, Calif., for more than 30 years. When asked if she thought her new position would make it harder to write, she replied, “No, uh-uh. I think it will make it impossible.”
She has published six books of poetry and her work regularly appears in The New Yorker, The Atlantic Monthly, and The New York Review of Books.
One of her first duties as poet laureate is an appearance at the National Book Festival on Sept. 27 on the National Mall in Washington. More formally she will kick off the Library of Congress’s annual literary series on Oct. 16 by reading her own work. The library doesn’t require much of its laureates, although in recent years many have undertaken projects to broaden poetry’s reach to children and adults. Ms. Ryan has no definite plans, but said she might like to “celebrate the Library of Congress,” adding “maybe I’ll issue library cards to everyone.”
For a woman who once shrank from exposing herself, this new position will put her in the public eye more than ever. But at this point Ms. Ryan is philosophical: “I realized that whatever we do or don’t do, we’re utterly exposed.”

This article has been revised to reflect the following correction:
Correction: July 18, 2008
An article on Thursday about Kay Ryan, the country’s new poet laureate, misstated the year she won the Ruth Lilly Poetry Prize. It was 2004, not 1994.

28 Haziran 2008 Cumartesi

Metinlerarasılık / intertextuality




(bkz. [[intertextuality]])

terim ilk olarak 1966'da julia kristeva'nın bir denemesinde, herhangi bir yazınsal metnin kendisinden önce gelen, diğer metinlerle zorunlu bir bağlılık kurduğunu ifade etmek için uydurulmuştur. edebi bir metin soyutlanmış bir fenomen değildir, 'alıntı mozaiklerinden kurulmuştur; her metin yek diğerinin bir emmesi ve transformasyonudur.'
bu denemesinde, [[julia kristeva]] fransız okuyucusuna, o zamanlarda yakinen tanınmayan, mikhail bakhtin'in (1895-1975) edebiyat teorisinin önemini ve doğasını tasvir etmeye çalışıyordu.

bakhtin'nin romanın 'dialogical' doğasını sezmesi, kristeva'yı, strüktüralist edebi sözcük dağarcığının kurulmasında, muazzam etkisi olan bir terim uydurmaya sevk etti. kristeva ve tel quel'in yazarları, metinlerarasılığı, tek anlamlılıktan yeni bir özgürlüğü, varoluşçuluku ve politik-olmayan eleştirinin tüm formlarını temsil eden bir terim olarak kullandı.

kristeva, aynı zamanda metinlerarasılığın, basitçe fenomenolojik-burjuvanın intersübjektivite kavramının yerini almasında ısrar ederek çok aceleci davrandı; bunun için bir vuruşta hem öznellik (sübjektivite) hem bireysel biçim üzerine gelecek herhangi bir teoriyi feshetmiş oldu.
metinlerarasılık aynı zamanda, elbette hem linguistik hem de semiyotiktir, bundan dolayı psikanaliz ve kendi yeni teorisi semanaliz le (semanalysis) iyileştirilebilir.

daha fazla okuma için (bkz. j.kristeva, desire in language (1980))

bugün metinlerarasılığı daha geniş bir ölçekte kullanıyoruz. metinlerarasılıktan salt yazılı, basılı metinleri anlamak yerine bugün medya metinlerarasılığı (media intertextuality) gibi yeni ve daha kapsamlı kavramlar var.

medya metinlerarasılığı kısaca, yapımcıların varsaydığı bir metnin, diğer başka bir medya metnine gönderme yapması ve bunun izleyici/okuyucu tarafından farkedilmesidir, diyebiliriz. bugün medya işin içine girince, konvansiyonel olarak metin kavramından anladığımız yazılı, basılı envanter yerine, tüm medya ürünlerini anlıyoruz. bunun içine televizyon programları, reklamlar, fotoğraflar, filmler (video veya sinema olsun) gazete makaleleri (veya gazetenin kendisi), radyo programları, cingıllar, video oyunları ve web sayfalarının tümü metin (text) olarak okunabilir.
izleyici bir okuyucu olarak, gördüğü her şeye, kültürel enfrastrüktürüne ve entellektüel donanımına göre, prodüktörler tarafından re-reprezente edilen metne, kendinden yeni bir anlam yükler ve yorumlayarak bu metinleri okur.

medya metinleraraslığı işin içine girince, bu kavramın, taklit (mimicry), parodi, pastiş ve homage, kurgusal dizi filmlerin tabloid basındaki işleyişi, diğer medya formlarındaki medya metinlerinin denetimi ve kritiği, medya sanatçılarının birden fazla medya yapısında çalışması gibi şeylerin tartışılması ve aydınlatılması gerekir.

izleyici/okuyucunun zevklerinden birisi, medya metinlerini tanıyarak, keyifle tüketmesidir. bu zevkin bir biçimi, bir metnin başka bir metne olan referansını tanımakla gelir. bu tarz bir referans prosesine "metinlerarasılık" diyoruz.


referans kaynaklar:
1- the norton dictionary of modern thought, edited by alan bullock, stephen trombley.
2- media studies, the essential introduction, philip rayner, peter wall and stephen kruger; routledge, taylor & francais group


10 Haziran 2008 Salı

nolite te bastardes carborundorum



"don't let the bastards grind you down."
-piçlerin seni ezmesine izin verme.-


canada'lı meşhur feminist şair ve roman yazarı margaret atwood'un the handmaid's tale (yanaşma'nın öyküsü) adlı yakın gelecek üzerine kurgulanmış başarılı romanında, farklı periyodlarda tekrarladığı latince deyim: nolite te bastardes carborundorum veya don't let the bastards grind you down.
püriten katolik hristiyan kökenli askeri kanadın, yakın gelecekte amerika'da darbe yaparak yönetimi ele geçirmesinden sonra erkek eğemenliğini kurup, eski ahitte geçen gilead kelimesini köken alarak tesis ettikleri yeni teokratik devlet republic of gilead'da gerçekleşen olaylar halkasında, atwood'un bir kaç kez tekrarladığı "nolite te bastardes carborundorum" cümlesi kitabın sonlarına doğru daha çok tekrar edilmeye başlıyor. isyancı, devrimci bir ruha sahip olan kitap listemdeki yerini aldı.
u2'dan bono 'nun seslendirdiği acrobat şarkısında nolite te bastardes carborundorum 'un ingilizce tercümesi olan "don't let the bastards grind you down." üç kez tekrarlanıyor.
sanıyorum atwood'un romanından etkilenmişler. bir metinlerarasılık var yani. roman 1986'da basılmış.


U2 Lyrics - Acrobat
Don't believe what you hear
Don't believe what you see
If you just close your eyes
You can feel the enemy
When I first met you girl
You had fire in your soul
What happened your face
Of melting in snow
Now it looks like this
And you can swallow
Or you can spit
You can throw it up
Or choke on it
And you can dream
So dream out loud
You know that your time is coming 'round
So don't let the bastards grind you down
No, nothing makes sense
Nothing seems to fit
I know you'd hit out
If you only knew who to hit
And I'd join the movement
If there was one I could believe in
Yeah I'd break bread and wine
If there was a church I could receive in
'cause I need it now
To take a cup
To fill it up
To drink it slow
I can't let you go
I must be an acrobat
To talk like this
And act like that
And you can dream
So dream out loud
And don't let the bastards grind you down
Oh, it hurts baby
(What are we going to do now it's all been said)
(No new ideas in the house and every book has been read)
And I must be an acrobat
To talk like this
And act like that
And you can dream
So dream out loud
And you can find
Your own way out
You can build
And I can will
And you can call
I can't wait until
You can stash
And you can seize
In dreams begin
Responsibilities
And I can love
And I can love
And I know that the tide is turning 'round
So don't let the bastards grind you down

4 Mayıs 2008 Pazar

Amaççı Yanılım

j.a.cuddon, amaççı yanılımı şöyle tanımlıyor: edebiyat eserinde gerçekleşmiş olsun ya da olmasın, yazarın niyetini baz alarak yapılan değerlendirme sonucu meydana gelen yargılama ve eleştirme hatasıdır. modern eleştiri (1920'lerden itibaren) sanat eserinden başka her hangi bir görüşün ya da şeyin konu dışı olacağı fikrinde. bu tarz yaklaşımlar, özellikle i.a richards ve t. s. eliot eleştirilerinde, 1920'ler ve amerikalı yeni eleştirmenlerin (american new critics) (new criticism) 1940 ve 50'lerdeki çalışmalarında görülüyor. 1946'de w. k. wimsatt (monroe c. beardsley'le birlikte) "the intentional fallacy" (amaççı yanılım) adlı denemesini yayınladı, (daha sonra "the verbal icon" da bir daha yayınladı, 1954) modern eleştiri kuramının gelişmesinde merkezi bir döküman olarak yer tutuyor.

bakış açılarına göre, "bir şiir ne eleştirmenin ne de yazarın malıdır (şiir doğuşuyla birlikte şairden bağımsız olarak, sahibinin kontrolünden veya niyetinden uzaklaşır ve tüm dünyayı dolaşır). şiir halkın malı olur..."

wimsatt'ın iddiaları çok sık tartışılıyor. yeni eleştirmenlerden bazıları (mesela, cleanth brooks ve john crowe ransom) "total intention" (tüm amaç) olarak adlandırma yaparak, bütün anlamı ya da eserin organizmasını işaret ediyor.

ayrıca, "affective fallacy ve personal heresy" kavramlarına da bakılabilir.

hüseyin cöntürk, "intentional fallacy" kavramını "amaççı yanılım" olarak çeviriyor. wimsatt ve fyre'dan aktardıklarına ve eklediklerine bakalım: "amaççılık çok eskilere gider. ona karşı bilinçli çıkış ise oldukça yenidir. "yeni eleştirmenler" bunların önünde gelir.

yeni eleştirmecilere göre bir edebiyat yapıtı (özellikle şiir) kendi içinde tam olan bir belgedir, yazarının amacı diye bir şey olamaz, yazarın bir amacı varsa o da ortaya koyduğu yapıttır. başkaca bir amaç dışınsaldır (exterior), bizi ilgilendirmez. yapıt yazıldıktan sonra artık yazarının değildir, yazarının amaçlarının kontrolü dışında bir yaşayışa başlar. kişisel çalışmalarla sanat çalışmalarını birbirine karıştırmamalıdır. bir yapıtın değerlendirilmesini yazarının amacını gerçekleştirip gerçekleştirmemesine göre yapmak doğru değildir, buna "amaççı yanılım" denir (wimsatt, "intentional fallacy".)

fyre da konuyu şöyle belirlemiştir: sanat yapıtı kendisinin amacı olmalıdır. erek olarak, bir başka şeyin tanıtılması olamaz o. en sonu düşünürsek, başka fenomenler, ölçütler, değerler ve son nedenlerle ilişkilendirilemez o. bütün bu dışınsal ilişkiler "amaççı yanılım"dan sayılır. şiir aktöreye, doğruya ve güzele götüren bir araçtır, ama şiir bunları amaçlamaz, "içten bir sözsel güç" olmaya bakar. şair, şair olarak, şiir yazmayı amaçlar, bunun için de yazı türünü ve tipini seçer, bunun dışında bir amaca yöneliyorsa bu şair değil, onun "ego"sudur.

uygulama alanında ise "amaççı yanılım" şöyle tanımlanıyor: yazarın bir yerde deyimlemiş olduğu amacına ve ayrıca biyografisine bakarak yapıtını çözümlemeye, açıklamaya kalkmak.

p.s: daha fazla bilgi için cöntürk'ün, çağının eleştirisi (cilt I) "yazarın maksadı" adlı yazısı (s.638-646) incelenebilir.

Etiketler

300 (1) Allen Ginsberg (2) Amaççı Yanılım (1) Amiri Baraka (3) Ardengo Soffici (1) Aşk (1) Attila İlhan (1) Cahit Koytak (1) Cemal Süreya (2) CHP (1) Cody Walker (2) Çeviri Öykü (3) Çeviri Şiir (31) Daniel Defoe (1) David Lerner (1) Deneme (3) Diane Di Prima (1) Dictionary of Poets (3) Dimitris Dimosthenous Lentzis (1) Eleştiri (10) Ezra Pound (1) Faiz Ahmed Faiz (2) Footnote to Howl (1) Füruğ Ferruhzad (1) Gregory Corso (1) Henry Fielding (1) Hindistan (1) Hip Hop (1) Hüseyin Cöntürk (1) İngiliz Romantik Şiiri (1) intertextuality (1) İsmet Özel (1) J.A.Cuddon (1) James Merrill (1) Jean Fritz (1) Jeanne Murray Walker (1) Joseph Andrews (1) Julia Kristeva (1) Kamala Das (2) Karen Chase (1) Kay Ryan (1) Liang Xiaoming (1) Lisa Lewis (1) Louise Glück (1) Mahmut Derviş (1) Margaret Atwood (1) Maria Wong (1) Mehmet Akif Ersoy (1) Mehmet Aycı (1) Mein Kampf (1) Metinlerarasılık (1) Mikhail Bakhtin (1) Morning of Hayyam (1) Muhammed İkbal (3) Mustafa Burak Sezer (22) Müzik (1) Nazım Hikmet (1) Necip Fazıl Kısakürek (1) Niels Hav (1) Orhan Veli (1) Oscar Wilde (1) Ountlandish (1) Öykü (5) Parveen Shakir (1) Poetry (1) Poetry in Turkish Translation (20) Post-Modernizm (1) Postmodernist Sanat (1) Robinson Crusoe (1) Senaryo (1) Sezai Karakoç (1) Sinema (1) Söyleşi (2) Sözlük (5) Steve Scafidi (1) Sümeyye Çomaklı (1) Şairler Sözlüğü (3) Şiir (11) T. S. Eliot (1) The Handmaid's Tale (1) Trevanian (1) Turkish Poetry (11) Ünsal Ünlü (1) Valzhyna Mort (1) Vera Pavlova (1) W. K. Wimsatt (1) W.H. Auden (1) William Butler Yeats (1)